BİR MUSTAFA ATASAYAR VARDI

Herhangi bir kimse çıkıp da yetmiş yıllık ömründe Mustafa, kavga etti, bağırarak konuştu, hakaret (veya küfür) etti, şunun hakkını yedi, buna kötülük düşündü diyemez.

Rahmetli dostum Mustafa Atasayar ile 60 yılı aşkın arkadaşlığımız ilkokul birinci sınıfta başladı. Dördüncü sınıfa kadar birlikte okuduk. Mahallemizle birlikte çevresindeki birkaç mahallenin çocuklarının okuduğu Atatürk İlkokulu, Ulu caminin karşısındaydı. Birkaç yıl önce yıkılıp bahçesiyle birlikte park yapıldı. Ortaokulda ayrı sınıflardaydık. Yanlış hatırlamıyorsam mahalleden de göçtüler. Ortaokuldan sonra o Elbistan’da liseye devam ederken ben öğretmen okulunu kazanıp Mersin’e gittim. Mustafa liseden sonra Eskişehir’de akademiye başladı ve tahsilini orada tamamladı. Bir ara mesleğini icra amacıyla muhasebe bürosu açtıysa da baba mesleği cazip gelmiş olmalı ki küçük kardeşi Sait ile birlikte Çarşı Camii’nin batı tarafında ayakkabıcı dükkânı açtı. Yıllarca burada ekmeğini kazandı. Ben de birkaç ilde öğretmenlik yaptıktan sonra Elbistan’a tayin istemiştim, dolayısıyla sık hatta her gün görüştüğümüz yıllar yetmişlerin ortalarından itibaren yeniden başladı.

Milliyetçi, inançlı; inancını yaşama gayreti içinde olan, işine, evine, çocuklarına bağlı bir insandı. Eskişehir’de okurken okulda veya yurtta çok sayıda gence sıkıntılarının giderilmesi doğrultusunda ağabeylik yaptığı gibi gerek maddi, gerek eğitim açısından katkısı olmuştur; nitekim cenazesine de gelen bu gençlerden birçoğu onun kendilerine yaptığı iyilikleri anlatmışlardır.

Kasım 1980’de rahmetli Sedat Soydan’ın kızı Asuman Hanım ile evlendiler; üçü kız biri erkek dört çocukları oldu.

Mustafa’nın Hafızası çok güçlüydü. 1970’lerin Elbistan’ını neredeyse merkezdeki evlerin sahiplerini, insanların hangi kabileden olduğunu, babasının kim olduğunu, ne iş yaptığını, kiminle evlendiğini vs bilirdi. Hele o kişi esnaf ise hiç kaçmazdı...

Yanılmıyorsam 1972 yılında Çarşı Cami ve Aşağı (Ceyhan) Camii minarelerinden çok sayıda Elbistan’ın fotoğrafını çekmişti. Daha sonra bunları sosyal medyada paylaştı. Elbistan ile ilgili kartpostallar da biriktirmişti; onları da 2002 yılında taratıp kopyalarını bana vermişti, ben de gerek kitaplarımda gerek sosyal medyada kullanmıştım.

Hayır işlerini de severdi. Çevresine yararlı olmak için yapılacak bir şey varsa erinmeden koyulurdu. Bunlardan biri de Uğur Camii’nin yapılışıdır. 90’lı yıllar başlayınca Pınarbaşı Mahallesinde, Memur Site’nin kuzeybatı tarafında yapılaşma çoğalmış ve sakinleri vakit, cuma ve bayram ve cenaze namazları için camiye ihtiyaç duymaya başlamıştı. Bunu öğrenen Mustafa bir gün bana geldi ve düşündüklerini söyledi:

‒ Arif bir cami yaptırma ve yaşatma derneği kurmak istiyorum. Gerekli işlemler için birlikte çalışalım. Katılırsan sen de yönetimde ol.  Bir de camiye isim bulmak gerek...

Ben de şu cevabı verdim:

‒ Mustafa her türlü yardıma hazırım. Yönetimde yer almayayım, vakit bulamam. Camiye isim olarak da Fatih Sultan Mehmet’in Elbistanlı hanımı Sitti Mükrime Hatun’un adını öneririm.

Hazırlanan dilekçelere ve diğer evraklara “Sitti Mükrime Hatun Camii” ismi yazıldı ve müracaatı “Sitti mükrime Hatun Camii yaptırma ve yaşatma Derneği” olarak yapıldı. Öyle de tescil edildi. Mustafa boş durmuyor, caminin alt yapısını oluşturmaya çalışıyordu. Öncelikle yer arıyorduk.

Bu sıralarda, bir akşam belediyenin Hizmet Alanı’nda dönemin belediye başkanı H. Abdullah Dede ile onun verdiği saatte bir araya geldik; ondan cami için yer rica ediyorduk. Bu sırada Elbistanlı, Sinanlardan Belediye Zabıta Amiri merhum Baki Bey’in büyük oğlu -rahmete kavuştu- Prof. Dr. Uğur Sinan çıkageldi. O da sohbete iştirak etti. Meseleyi anlayınca bir teklifte bulundu:

‒ Benim camiyi yapmayı planladığınız yerde arsam var. Eğer caminin adını Uğur Cami olarak değiştirirseniz oradan hem de iki tarafı yol olan, köşedeki arsamı bağışlarım.

Sevindik; ama ben isminin değiştirilmesine karşı çıktım. Rahmetliye çeşitli şekillerde dil döktüysem de ikna edemedim ve adının “Uğur Cami” olmasına razı olduk. Uğur Bey 2000 metre kare arsayı bağışladı; buna ilaveten Hayri Güner ile Süleyman Yüce de bitişiğindeki 265’er metre kare arsalarını hibe ettiler. Böylece 2530 metrekare arsa üzerine Uğur Cami’nin temeli 1994 yılında atıldı 1997 yılında tamamlandı. 2003-2004’te de iki şerefeli, 52 metre yüksekliğinde zarif bir minare eklendi. Gerek arsaların tamamlanmasında ve gerekse inşaatında önemli miktarlarda maddi katkıları olanlar ve derneği sahiplenenler Sırrı İlhan’ı, Ahmet Dal’ı, Halil Kaynak’ı, Cuma Karakuş’u, Hacı Kutoğlu’nu, Yusuf Akıl’ı ve Ramazan Çetin’i, camiye harcanmak üzere bir dairesini bağışlayan Ömer Yüce’yi de burada minnetle (vefat edenleri rahmetle) anmak gerek.(1)

İlkokulda da sınıf arkadaşımız olan (doktor olmasına rağmen babasının sarraflık işini yürüten) Hamdi Abdik, İstanbul’da kendilerinin işyerinde muhasebeci olarak çalışmasını teklif edince kabul etti ve 1992’de İstanbul’a göçtü. Orada çalıştı, orada (2011 yılında) emekli oldu ve vefat edinceye kadar da orada yaşadı. Bayram, düğün, vefat veya ebeveynlerini görme gibi sebeplerle her yıl bir iki kere sılairahim yaparlardı. Çoğunda buluşur sanki altmışlı yetmişli yıllarımızda imişiz gibi gezer, sohbetler eder, çayhane kürsülerine oturup (o zaman ikimizin de içtiği sigaralarımızı) tüttürürdük. Gece yarılarına kadar gezdiğimiz ve tadına doyulmaz sohbetler ettiğimiz sayısızdır...

Çayhane sohbetlerimiz İstanbul’a gitmeden daha yoğundu; tabii o sohbetlerde yalnız olmazdık. Rahmetliler Seydahmet Kutuzman’dan Cansız Hacı’ya, Necip Olgun’dan Avni Doğan’a, Bursalı Öğretmen İbrahim Akkuş’tan Mustafa Türk’e, Elazığlı Öğretmen Ahmet Karababa’dan Durdu Alkaya’ya, Hanifi Kara’ya kadar çok sayıda arkadaşımızla birlikte olurduk. Bu sohbetlerimize tatillerde Elbistan’a gelen Ali Akbaş, Mehmet Doğan, Adem Konan da zaman zaman dahil olurdu.

Sevgili Mustafa hiç ummadık bir zamanda hastalandı, kız kardeşlerinden birinin verdiği ilik ile hastalıktan kurtulmak üzereyken çağın vebası Corona’ya yakalandı ve maalesef terki dünya etti. Allah ruhunu şad, kabrini nur, mekânını cennet eylesin.

.............................................................

[1] Cami ile ilgili bilgiler Arif Bilgin’in Tarihten Günümüze Elbistan ve Köylerindeki Camiler isimli kitabının 222. ve 223. sayfasından yararlanılmıştır. Ayrıca teyiden Abdullah Özkişi’den bilgi alınmıştır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Bilgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.