Cimikoğlu'ndan Muharrem ayı açıklaması

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Elbistan Şubesi Başkanı Ali Rıza Cimikoğlu, Muharrem ayı dolayısıyla bir açıklama yaptı.

Haber albümü için resme tıklayın

YAS-I MUARREM

ALİ RIZA CİMİKOĞLU

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Elbistan Şubesi Başkanı

 

Kerbela'yı yalın ayak yürüdüm

Sana geldim can Hüseyin merhaba

Şu içmedim yudum yudum kurudum

Sana geldim can Hüseyin merhaba

 

Ben düşmüşüm erenlerin derdine

Canım kurban Kerbela'nın merdine

Gözlerimle su getirdim yurduna

Sana geldim can Hüseyin merhaba

 

Ferman baba yalvarıyor Allah'a

Giden canlar geri gelmez bir daha

Ben bilirim suçun yoktu vallaha

Sana geldim can Hüseyin merhaba   

Orucun Arapçada kelime anlamı,"Savm ve siyam" olarak geçer. Savm; Hareketsiz kalmak, susmak anlamındadır." Ben çok merhametli olan Allah'a oruç adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım."(Meryem, 26) Kur'an, savm kelimesinin, oruç tutmak ve susmak anlamında iki şekilde kullanıldığına işaret etmektir.

"Oruç, sizden önceliklere farz kılındığı gibi, sizin de üzerinize farz kılındı. bu sayede korunmamız umulmaktadır" (Bakara, 183) Ayetten de anlaşılacağı gibi Hz. Âdem (as)'dan, Hz Muhammed (sav)'e kadar tüm Peygamberler oruç ibadetini yerine getirmişlerdi. Öyleyse; tutmak, insanlığın var olduğunu ilk günden beri vardır. İlk insan olan Hz. Âdem (as)'dan Hz. Muhammed (sav)'e kadar muharrem orucu tutulmuş ve insanlığa verilen ilahi emirlerde oruç telkin edilmiştir.

Bütün büyük dinlerde, belirli kutsal zamanlar sırasın da, ya da öncesinde veya özel nedenlerle oruç tutuluyordu. Bütün Tarihi kaynaklar, oruç âdetinin insanlığın eski bir geleneği olduğundan birleşmektedir.

Oruç, zahiri manada; Allah’a şükretmek, nefsi aç bırakarak yoksul, yetim, çaresiz, yetmeyen insanlarımızın çaresizliklerini ve sıkıntılarını hissedip merhamet duyguları geliştirmek, bu çaresiz insanlara yardım elini uzatmaktır. Sadece midenin aç kalması ile yapılacak bir ibadet ne denli doğru olabilir. Hz. Muhammed (sav); "nice oruçlular vardır ki; oruçlarından onlara sadece bir açlık kalmıştır" diye buyurmaktadır. Öyleyse orucu gerçek yani özü itibariyle ele almamız daha doğru olacaktır. Hakiki inananın orucu 365 gündür. O kişi yaşamı boyunca halk için çalışır, paylaşımcıdır, komşusu aç iken o gezemez. İnsanlar sefalette iken o saltanatta olamaz. O gerçek inanandır ki sadece nefsini, yani midesini değil, bütün uzuvlarını harama bağlı tutar. Öz ile tutulacak bir oruç; tüm beden ve ruh bir bütünlük arz eder. Kötü fiiliyatları düşünmeyerek zihin oruç tutar, çirkin lafı duymayarak kulak oruç tutar, nefsi uyandıracak kokuları koklamayarak burun oruç tutar, kendisine ait olmayanı almayarak el oruç tutar, zinaya meyil etmeyerek herkesi bacı ve kardeş olarak gören bel oruç tutar, açın halinden bilip kendi elindekine şükür etmek ve olanı aç ile paylaşmak için mide orucu tutar. İşte Hz. Âdem'den günümüze kadar peygamberlerin ve velilerin tuttukları ve bize öğüt verdikleri oruç ta budur. Kin, kibir, iftira, yalan, gıybet, riyakârlık, haramzadelik ve şehvet gibi olumsuz hâl ve davranışları bulunan bir kişinin; özel dini günlerde sadece midesini aç bırakarak tuttuğu bir oruç ile kendisini kandırmaktan öteye geçemeyecektir.

Muharrem Ay'ı; Arâbî aylardan olup dört haram aydan birisidir. Haram aylar ise, Kur'ân'ın ve Hz. Peygamberimizin (sav) ifadeleri ile sabittir ki, savunma amaçlı savaşlar hariç, sebep ne olursa olsun her türlü savaşın yasak olduğu aylardır. Bu dört aya haram aylar denilme sebebi de bunlardır. Haram aylar; Üçü peş peşe gelen Zilkade, Zilhicce, Muharrem ile tek olarak bulunan Recep Ay'ıdır. Peygamberler tarihi iyice irdelenecek olursa, Muharrem Ay'ının 10. günü yani aşûra günü içersinde birçok güzelliklerin yaşandığı görülecektir. Bir kaç örnek vermek gerekilirse; Hz. Âdem (as) bugün affedilmiştir, Hz İbrahim (as) bugün dünyaya gelmiştir, Hz. Yakup (as)'ın gözleri bugün tekrar görmeye başlamıştır, Hz Musa (as)'a mucize ihsan edilmiş, denizi yararak ümmeti ile kurtulmuş ve firavun ile askerlerini sulara bugün boğmuştur, Hz. Eyyub (as) on iki yıl boyunca hasta yatağında bitkin bir şekilde bugünde derdine deva bulmuştur, Hz. Yunus (as) bu gün yazdıklarımıza benzer daha birçok güzellikler bu ay içerisinde yaşanmış bütün Peygamberler Allah'a şükürlerini bildirmek için muharrem ayının ilk on gününü oruçlu olarak geçirmişlerdir.

Hz. İmam Hüseyin (as), Medine'den Kufe'ye doğru beraberlerindeki yetmiş bir kişiyle yola çıkmış, Muaviye oğlu Yezid'in mahiyetindeki Emevi ordusu tarafından Neynova yani bugünkü ismiyle Kerbela denen sahrada esir düşürülmüştü. Tarih, Hicri 01 Muharrem 61'di. (10 Ekim 680) Muharrem Ayı'nın birinci günü esir düşmüş, on gün boyunca insanlık tarihinin görmediği eziyet ve zulümlere maruz kalmışlardı. Yezid, böylesine kutsal ve mübarek bir ayda Peygamber evlatları emsali görülmemiş bir işkence ile eziyete tabi tutuyordu. Aşûra günü içerisinde Hz. İmam Hüseyin dâhil 73 erkek şehit edilmiş, Hz. İmam Hüseyin'in oğlu Hz. İmam Zeynel Abidin (as), küçük çocuklar ve 9 kadın esir olarak Şam'a götürülmüştü.

Bundan 1441 sene önce yaşanan "Kerbela Vakası" tarihe bir katliam olarak kazınmıştır. Kerbela olayından sonra tamamı Peygamberin öz torunları olan "12 İmam" efendilerimize duyulan sevgi ve muhabbetten ötürü bu oruç; 12 gün tutulmaya başlamıştır.”

Kerbela vakası ile Muharrem; bir oruçtan öte bir yasın bir matemin adı olmuştur. Bizler de bu 12 gün süre içerisinde matem yapar, Bir zamanlar çölde açı çeken Peygamber sülâlesinin yâd eder, Bu haklı dik duruşu yaşantımızı kılavuz ederiz. Hz. İmam Hüseyin (as), Kerbela'da zalimliğe, zorbalığa, haksızlığa, baş kaldırmış, geleceğe büyük bir der bırakmıştır. Hz. İmam Hüseyin (as) gibi haksızlığa dur diyebilene ne mutlu. İşte onlar ölümsüzlerdir, adları her anıldığında "Rahmet" ile yâd edilirler. ‘Ya Yezid’ adı her geçtiğinde "lanet" ile söylenir. Kıyamete kadar zalimliğin ve zorbalığın örneği olarak aktarılacaktır.

Kerbela'da 10 gün boyunca Ehli Beyt'e yanlarından akıp geçen Fırat nehrinden bir damla su içmelerine izin verilmemiş, o masumlara susuzluk ile işkence yapılmıştır. Bundan ötürü oruç süresince su içilmez. Bu ayda canlılara zarar verilmez, av yapılmaz, hayvan kesilmez ve dolayısıyla et yenilmez. 15 gün yas çekildiğinde erkekler sakal tıraşı olmaz, evli çiftler aynı yatağı paylaşmaz, bünyevi zevk ve ihtiraslardan uzak dururlar. Bu ayda eğlence yoktur. Düğün, nişan, sünnet gibi etkinlikler yapılmaz.

Hasta olup ta ilaç kullananlar yaşlanmış olup bedeni gücü zayıf olanlar, çocuklar, yolculuğa çıkanlar, aybaşı olan kadınlar oruç tutmaktan muaftırlar. Unutulmamalıdır ki; yukarıda da belirttiğim gibi oruç sadece aç kalarak tutulmayacak kadar büyük bir meseledir. İş Muharrem orucu olunca; asıl yapmamız gereken matem ve yas tutmak, Kerbela'da Yezid'in zulmünden acı çeken ehlibeyt mensuplarını yâd etmek, Hz. İmam Hüseyin (as)'ın verdiği ve canıyla kanıyla yazdığı Kerbela destanından ders çıkarıp şerefli ve onurlu yaşamayı prensip edilmemizdir.

Yezid'in amacı Hz. İmam Hüseyin (as) dâhil tüm peygamber soyunu ortadan kaldırmaktı. Kerbela katliamında Peygamber neslinden sadece Hz. İmam Hüseyin (as)'in oğlu Hz. İmam Zeynel Abidin (as) kurtulmuş ve bu sayede ehli beyt soyu devam etmiştir. Ehli Beyt'i sevenlerde peygamber soyunun devam edeceğine ve bu kurtuluşa şükredip, muharrem orucunun ardından "şükür kurbanı" keserler.

Aşûra günü yapılan "çorba" ise; Hz. Nuh (as) tufanında kalma bir gelenektir. Rivayet odur ki; gemide bulunan yaşlı bir kadın bu büyük felaketten kurtulup Muharrem Ay'ının 10. günü karaya ayak bastıktan sonra, herkesten birer parça yiyecek almış, bu yiyecekleri bir kazanda pişirmiş ve lokma olarak dağıtmıştır. Lokma olarak pişirilen bu çorba aşûra günü yapıldığı için adına "Aşûra" çorbası denilmiştir. O günden beri her Muharrem Ay'ında oruçların bitmesine müteakip "Aşûra" çorbası pişirilir ve lokma olarak ikram edilir.

 

 

21 Ağu 2021 - 18:11 - Güncel