İki bin beş yüz yıllık bir söz: İnsan toplumsal hayvandır, aynı zamanda konuşan hayvandır da. Ama ne konuşmak! Bazı hayvanlar, pardon insanlar var ki konuşunca mangalda kül bırakmazlar. Bunlara yaşamın her alanında rastlarsınız.
Mevlana’ya göre insan “düşünce”den ibarettir, gerisi et ve sinirdir. Düşünceyi çek, geriye ne kalır? Yürüyen biftek. İşte yazımızın konusu da “yürüyen biftekler” , yani düşünmeden konuşanlar.
Bu türler; öyle bir eserler ki mangalda kül, bahçede gül bırakmazlar. Fırtına haline dönüşmelerine yol açan basınç farkı sona erince kedi soluğu gibi içe kaçarlar.
Genelde gazla çalışırlar. Gazı alınca tam bir aslan kesilirler. Gazları alınınca kesilmiş aslana dönerler.
Biraz yükselseler burunları öyle bir havalanır ki Dubai kuleleri bile yanlarında minyatür kalır. Yüksekten atlayıp engine düşünce, Erzincan kabağı gibi dağılırlar.
Hasbelkader ellerine yetki geçince sultan edasını fanila giyer gibi üstlenirler. Fanila eskiyince cereyana kapılıp hemen üşütür bu nane mollalar.
Konuşmalarındaki yapaylık ve zorlama, en az “kel kafadaki şimşir tarak” kadar eğretidir. Eğreti ata bindiklerini, ondan tez inince anlarlar.
Hani “Eline, diline, beline sahip ol!” ilkesi vardır ya sanki bunlara inat söylenmiş. Dilleri sağa, belleri sola, sağ el aşağı, sol el yukarı lodosa tutulmuş yelken gibi gezerler. Zayıf sandıkları insanlara Don Kişot kesilirler, onların dayısını ya da gayya kuyusunu görünce Sanço Panza gibi olurlar.
Pabuçdilliler sınıfının ötücügiller familyasından olduklarına bakmayın; iliği alınmış kemikten kaval olur, bunlardan bekçi düdüğü bile olmaz.
“Boş fıçı çok langırdar” sözü bunlar için söylenmiştir. Çok konuşan, boş konuşan, büyük konuşanlar için. Hiç büyük düşünecek kadar bilgili ve deneyimli insan büyük konuşur mu? Hiç büyük konuşacak kadar küçülen insan büyük düşünebilir mi? Anlamalıyız ki insanı yücelten büyük konuşması değil; büyük düşünmesidir.
“Keserim, eserim, biçerim” cinsinden sesler çıkaran insanları görünce içimden hep şöyle geçiririm: “Bırak konuşsun, insan konuşan hayvandır!”