• BIST 91.619
  • Altın 214,115
  • Dolar 5,3345
  • Euro 6,0813
  • Kmaraş 9 °C
  • Malatya 8 °C
  • Kayseri 8 °C
  • Sivas 2 °C
  • Adıyaman 8 °C
  • BÜYÜKŞEHİR AKOM’DAN AŞIRI YAĞIŞ UYARISI!
  • Bu haftayı da puansız kapattık 0:2
  • Olaylı derbinin ardından disiplin sevkleri belli oldu
  • BÜYÜKŞEHİR AKOM’DAN AŞIRI YAĞIŞ UYARISI!
  • Bu haftayı da puansız kapattık 0:2
  • Olaylı derbinin ardından disiplin sevkleri belli oldu

Ünal, “Dişin çeneden kopması gibi biz geleneğimizden koptuk”

Ünal, “Dişin çeneden kopması gibi biz geleneğimizden koptuk”
Ünal, “Dişin çeneden kopması gibi biz geleneğimizden koptuk”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal, Kahramanmaraş’ta katıldığı bir programda yaptığı konuşmasında, “Dişin çeneden kopması gibi biz geleneğimizden koptuk. Biz kendi hafızamızdan koptuk. Biz kendi kavramlarımızdan koptuk. Biz kendimizi tanımlama ve anama biçiminden koptuk. Bu savrulma halen devam ediyor” dedi.
AK Parti Sözcüsü Mahir Ünal, memleketi Kahramanmaraş’ta yaptığı teşkilat ziyaretinin ardından TÜGVA Kahramanmaraş Şubesi Klasik Düşünce Okulu dersine konuşmacı olarak katıldı.
Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezinde düzenlenen program, Kuran’ı Kerim tilavetiyle başladı. Ardından sahneye Şehit Ömer Halisdemir’in kardeşi Soner Halisdemir’in hediye ettiği askeri üniformayla gelen 6 yaşındaki Amine Tıraş’ın okuduğu şiir, davetliler tarafından ayakta alkışlandı.
TÜGVA Kahramanmaraş Şubesinin faaliyetlerini içeren sinevizyon sunumun ardından sahneye gelen AK Parti Sözcüsü Mahir Ünal, “Son 250-300 yıldan bugüne dünyadaki değişimi, dönüşümü anlamaya çalışıyoruz. Çünkü, bu dönüşüm ve değişim bizim ihtiyaçlarımızdan, taleplerimizden, sorunlarımızdan ortaya çıkan bir değişim değildir. Yani modernleşme dediğimiz fenomen bizim inşa ettiğimiz, yada bizim yaşadığımız sorunların dönüştürdüğü bir şey değildir. Ve biz bize ait olmayan bir şeyle karşı karşıya kaldığımızda bu durumu anlamakta çok zorladık, güçlük çektik. Cahit Zarifoğlu’nun şiirinde ifade ettiğiniz o dişin çeneden kopması gibi biz geleneğimizden koptuk. Biz kendi hafızamızdan koptuk. Biz kendi kavramlarımızdan koptuk. Biz kendimizi tanımlama ve anama biçiminden koptuk. Bu savrulma halen devam ediyor” dedi.


“Medeniyeti cevaplar kurmaz, medeniyeti sorular kurar”
Ünal, konuşmasının devamında ise, “Medeniyet inşa edeceğiz. Yani bu öyle bir hale geldi ki, sanki TOKİ ihalesi gibi projesi yapılacak, teknik şartnamesi hazırlanacak, bu ihaleyi birisi alacak ve bize medeniyet inşa edecek. Artık iş böyle garip ve tuhaf bir noktaya geldi. Bizim medeniyetimizi bugün yeniden tanımlamak mı, güncellemek mi, nasıl söyleyeceksek ki, medeniyet kavramının kendisiye ilgili ciddi tartışmalar vardır. Ama bildiğim bir şey var ki, medeniyeti cevaplar kurmaz, medeniyeti sorular kurar. Çok güçlü sorular sorarsınız ve bu sorulara bulduğunuz cevaplardır onu kuracak olan. Oysa farkında mısınız hep cevapları konuşuyoruz. Bize ait olmayan cevapları konuşuyoruz. Bizim üretmediğimiz cevapları konuşuyoruz. Mesela biz insan kavramı üzerine ne kadar düşünüyoruz. İnsan nedir? Şimdi Hz. Adem ve Hz. Havva’yı konuşurken biz nasıl konuşuyoruz? Sanki bir medeniyetin içine doğmuş, verili bir ahlak sisteminin içresine doğmuş iki varlıktan bahseder gibi bahsediyoruz. Halbuki bir başlangıcı konuşmamız gerekiyor öyle değil mi? Ve sorular sormamız gerekiyor. Ama Hıristiyan teolojisinin yada Tevrat’ın israliyatının bize yüklediği bir anlam içerisinde, onların anladığı Hz. Adem ve Hz. Havva’yı ne yapıyoruz biz, verili bir ahlak sistemi içerisinde bize sunulmuş cevaplarla düşünüyoruz” diye konuştu.


“Bir düşünceniz yoksa bir ahlakınızda yok demektir”
Ahlakı inşa eden düşüncenin kendisidir diyen Ünal, şunları kaydetti: “Aslında insan bir yakınlaşmanın ve uzaklaşmanın, bir inişin ve çıkışın anlatıldığı bir varlığı konuşuyoruz. Bir metafizik gerilimi konuşuyoruz. İnsanı konuşmaya başladığımızda. Şimdi Aristo için derler ki, ‘Aristo insanı düşünen hayvan olarak tanımladı’ hayır. ‘Hay’ canlı demek. Düşünen canlı yani insanı hayvan sınıfına biz kendi ezberimizde ne yapıyoruz? Alıp insanı hayvan sınıfına sokuyoruz. Oysa hayvan canlı demektir. İnsansa düşünen canlı demektir. Şimdi ezberlerimiz ve başkanlarının cevapları üzerinden konuşmaya başladığımızda ve kendi sorularımızı sormadığımızda o zaman düşünce olmuyor. Bizim bir düşünce ortaya çıkarabilmemiz için kendi sorularımızı bulmamız gerekiyor. Merak, hayret ve şaşkınlığımızın olması gerekiyor. Eğer bizim merakımız, hayretimiz, şaşkınlığımız yoksa, kendi sorularımız yoksa insana dair sorunlarımız ve sorularımız yoksa bir düşüncemizde yok. Daha tehlikeli bir şey söyleyeyim, eğer bir düşünceniz yoksa bir ahlakınızda yok demektir. Çünkü, ahlakı inşa eden temel şey, düşüncenin kendisidir. Bugün bizim bir ahlaktan bahsedebilmemiz için bir düşünceden bahsetmemiz gerekiyor.”

 

FETÖ, restorasyon bahanesiyle Yavuz Sultan Selim'in kaftanını Amerika'ya götürmek istemiş
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal, Yavuz Sultan Selim Han'ın çamurlu kaftanını FETÖ'nün restorasyon bahanesiyle Amerika'ya götürmek istediğini buna kendisinin engel olduğunu açıkladı.

Ünal, konuşmasında şunları kaydetti:
"Yavuz Sultan Selim Han’ın sandukasının üzerinde kocası İbn-i Kemal’in kaftanı vardır. Yani çaldıran seferine giderken İbn-i Kemal’in atının ayağının atından Yavuz’un kaftanına çamur sıçrar. Ve biran İbn-i Kemal, tedirgin olur. Çünkü Yavuz Sultan Selim Han’ın celadeti çok yüksektir. Dolayısıyla derki, 'Hocam sizin atınızın ayağından sıçrayan çamur, bizim için nurdur’ der ve çamur sıçrayan kaftanını hocasına hediye eder. Ve bir de vasiyette bulunur. Derki, ‘Bu kaftanı öldüğümde sandukamın üzerine örtün.’ Bakanlığım döneminde ısrarla bu kaftanı Amerika’ya götürmek istiyorlar. Diyorum ki, bu kaftan Amerika’ya niye götüreceksiniz? Deniliyor ki, ‘Kaftan eskidi kumaş restoderlerine kaftanı restore ettirmemiz lazım. Ben de inat ettim bu kaftan Amerika’ya gitmeyecek. Burada kumaş restoderi bulun burada yaptırın. Amerika’ya göndermedik kaftanı. Sonra Amerika’ya neden götürmek istedikleri ortaya çıktı. Bu Pensilvanya’da ki, o kaftan aynı zamanda hilafeti temsil eder. Çünkü o seferde Memluklular’ı ve 3 tane büyük devleti ortadan kaldırmış ve hilafeti Yavuz Sultan Selim Han, İstanbul’a getirmiştir. Kaftan da hilafetin bir nevi sembolüdür. Bu 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye gelirken o kaftanı giyip gelecekmiş. Bir de işin parantez içinde böyle bir hikayesi var. Bu da daha sonra ortaya çıktı."unal-(2)-004.jpg

Bu haber toplam 1068 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Elbistan Kaynarca Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0344-415 0 415 | Faks : 0344-415 0 415 | Haber Scripti: CM Bilişim