ARŞİV
PİYASALAR
DOLAR
1,8305
EURO
2,3355
IMKB
56.540
ALTIN
626,44
ÇOK OKUNANLAR
YORUMLANANLAR
LİNK BANKASI
GAZETELER

HAVA DURUMU
Kayseri7/17 ºC
Malatya6/16 ºC
Kmaraş12/22 ºC
Sivas5/12 ºC
Adıyaman12/25 ºC
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Adnan GÜLLÜ
TARİHTE DİLİMİZ “TÜRKÇE “
28.12.2010 12:30

Bir milletti ayakta tutan iki önemli unsur vardır; birincisi dili, ikincisi tarihidir. Dil ve tarih bilincinden yoksun olan bir milletin “ekonomik altyapısı” güçlü ve sağlam olsa dahi yok olmaya mahkûmdur

Dilimiz Türkçenin Anadolu’da ki tarihsel sürecine baktığımız zaman şunu görürüz Milleti millet yapan maddi – manevi değerlerin hepsine kültür denir, dil kültür değerlerin en önemli temelidir.  

 Dil,  olmadan öteki unsurların meydana gelmesi mümkün değildir. Dil bir milletin ses dünyasıdır. Her millet kâinatı değişik şekillerde algılamış ve yorumlamıştır. Aynı zamanda dil kültüre ait bütün değerleri bünyesinde barındıran bir kültür hazinesidir. Bir dil, onu kullanan milletin kafa yapısını, nasıl düşündüğünü, zihninin nasıl çalıştığını ve mantığını ortaya koyar. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu olan büyük devlet adamı Mustafa Kemal ATATÜRK, bu bilinçle hareket ederek özerk bir şekilde “Türk Dil ve Tarih Kurumu’nu ve bunlara paralel olarak  “Tarih – Coğrafya Fakültesi”ni kurmuştur.  Çünkü bir milleti devlet yapmanın yolu öncelikle dilinden ve tarihinden geçer. Genç cumhuriyete Türk kültürel kimliğini kazandırmanın en önemli yolunun tarih olduğunu belirterek başta Tarih biliminin önemi üzerinde durmuştur, nedenine gelince geçmişin anlaşılması, bugünün ve geleceğin de daha iyi anlaşılmasını sağlar. Tarihsel süreç süreklidir; nasıl bugünün geleceğe nasıl yansıyabileceğini bilemezsek, geçmişin bugüne nasıl dönüştüğünü hiç anlayamayız.

Tarih bilgisi tüm insanlığın hafızasıdır. Tarih bilinci artıkça insanlığın bilgi ve becerisi, deney birikimi artarak dağarcığı da dolar ve toplumsal akıl ön plana çıkar. Toplumsal belleğin zenginleşmesi sonucu; tarihsel olarak geçmişle gelecek ilişkilendirilerek yarınlar daha iyi biçimlendirilir. Kısacası bu kültürel birikimin sağlanmasının iki temel öğesi; dil ve tarih birliği ve bilincin yaşama geçirilmesi olur. Bu fikrin oluşmasını sağlayan tarih sürecine dönerek bir göz atalım:

Türkler, İslamlaşmanın ilk yılları da dahil olmak üzere (750 -1080 ) Türkçeden başka dil kullanmamışlardır. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah ( 1072- 1092)’dan itibaren Arapçanın özellikle de Farsçanın tesirinde kalınarak Türkçe unutulur. Selçuklu Veziri Nizamü’l – mülk  kendisi Şafi mezhebinden bir Farslı olduğu için devlet dilini Farsça olarak resmileştirmiştir. Hanefi ve Şafi öğretisini temel alan Nizamiye adıyla medreseler kurar.   İmam Gazali gibi taassubtar kişileri de öğretmen atar.  15 Ekim 1092 yılında da Alamut Devleti’nin hükümdarı Hasan Sabbah’ın fedaileri tarafından öldürülür. Büyük Selçuklu Sultanları geldikleri Türk soylarını, törelerini unutarak yabancılaşarak Farslaşmışlardır. Bundan dolayı oğuzlar ayaklanarak Sultan Sancar’ı eser (1153) alırlar. Üç yıl Oğuzların elinde eser kalan Sancar; esaretten kurtulduktan bir yıl sonra 91 yaşında 29 Nisan 1157 ‘de ölür ve Büyük Selçuklu devletinin de sonu olur.

Anadolu Selçuklu Devleti (1077- 1308)’de Farsça’yı devlet dili, ,ilim ve edebiyat dili olarak kabul etmişlerdir. Selçuklular dil ve töre olarak giderek Farslaşmışlardır.  Anadolu Türkleri hakir görülmeye başlanmıştır. Bunu sonucu olarak Anadolu Türkleri 1239 – 40  yılında Baba İlyas ve Baba İshak önderliğinde ayaklanmışlar, bu isyanı Selçuklu Kırşehir’in Malya Ovası’nın Seyfe gölünün yakınlarında yapılan savaşla ancak bastırabilmiştir. Bu Selçuklunun sonunu hazırlamıştır. Doğu da Moğol’a karşı duran güç kalmayanınca 1243 yılında Kösedağ Savaşında yenilerek 1308 yılında Moğol hegemonyası altına girmişlerdir. 

Sulucakarahüyük’de faaliyet gösteren Hünkar Hacı Bektaş Veli; Moğol istilasına  ve kukla Selçuklu yönetimine karşı direniş başlatarak; Türklerin birlik ve dirliğini yetiştirdiği ve Anadolu’nun her tarafına gönderdiği 360 halifesi vasıtası  ile sağlamaya çalışır. Hacı Bektaş Veli politik stratejisini Baba İlyas’ın halifelerinden Nure Sufi’nin torunu Karamanoğlu Mehmet Bey, vasıtasıyla uygulamaya koyar.

O sırada Selçuklular, edebi dil olarak Farsça'yı, devlet işlerinde ise Arapça'yı kullanıyorlardı. Halk ise bu iki dilin dışında, kendi öz dili olan Türkçe'yi kullanmayı sürdürüyordu.

Mehmet Bey, millet olarak yaşamanın ilk şartı olarak, dil birliğinin sağlanması gerektiğine inanıyordu. Kendi dilini ve kültürünü hor gören, başka kültürlerin egemenliğine girmeyi yücelik sanan, bu yoz anlayışa tepki gösteriyordu.

Giderek güçlenen Mehmet Bey Selçuklu tahtını 14 Mayıs 1277 yılında ele geçirir. II. İzzeddin’in oğlu Siyavuş(Cimri)’u Sultan ilan eder kendisi de Başvezir olur. “Türk Edebiyatı Tarihi”  yazarı Seyit Kemal şöyle demektedir: Hacı Bektaş Veli’nin çok önem verdiği Türk dili konusunda Karamanoğlu Mehmet Bey ile görüşerek etkiler. Bunun sonucu olarak da iktidarı ve Konya’yı ele geçirdikten sonra, 15 Mayıs 1277 tarihinde yayınladığı fermanla şöyle diyordu.

 

Bade’l-yevm ber-divan, ber –dergah,ber –barigah, Der-meclis,

der- meydan çünbe-zeban-ı Türkizeban-ı diğer nedaret”

   

Günümüz Türkçesi şöyle:

 BUGÜNDEN SONRA, DİVANDA DERGÂHTA, BARIGAHTA, MECLİSTE, MEYDANDA, TÜRKÇE’DEN BAŞKA DİL KULLANILMAYACAKTIR.

Diye çevrilen buyruğunun tek sözcüğünün dahi Türkçe olmadığını görüyoruz. Bu bize Türkçenin durumunun o yıllarda ne denli kötü olduğunu gösteriyor. Karamanoğlu Mehmet Bey’in bu buyruğu, Türkçeyi içine kötü düştüğü durumdan yalnızca bir süre için kurtarmış.

Konya'yı yeniden ele geçiren Moğollar, Karamanoğulları üzerine yürüdüler. Küçük bir orduyla Moğollara karşı yiğitçe savaşan Mehmet Bey, kardeşleri Tanu ve Zekeriya ile birlikte şehit düştü. Mehmet Bey askeri ve idari yönden bilgili ve yetenekli bir devlet adamı idi. Hayatı boyunca bilim ve sanat adamlarını etrafında toplamış, onlara büyük değer vermiştir.

 Bundan sonra yine Türkler arasında Arapça, Farsça yayılmacılığı başlamıştır. Sonunda Türkler kendi dillerinde dinsel, bilimsel, düşünsel yapıtlar veremez olmuş; Arapça ve Farsça egemenliğine boyun eğmiştir.

Yıllar sonra Türkçe, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasından sonra ATATÜRK’ün yönetiminde bir kez daha devletin resmi dili olmuştur. O günden bugüne Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünün temel yapısını oluşturmuştur. Hala günümüzde de kültür emperyalizmin uzantıları dilimize acımasızca saldırılarına devam etmektedir. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün bir vecizesiyle nokta koymak istiyorum

“Ulusumuz dil ve din gibi güçlü iki varlığa sahiptir. Bu erdemleri hiçbir güç ulusumuzun yüreğinden ve gönlünden çekip alamayacaktır ve alamaz. “  

                                                                                      K. Atatürk

                                                                                      Söylev ve demeçleri

                                                                                      C. II.sf.66 1923

 Büyük şair Yusuf  YANÇ’ın şiirini hatırlamakta yarar olduğuna inanıyorum

 

 

 

 

Arıyorum

Karamanoğlu Mehmet Beyi arıyorum.
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayımlamıştı;

Bu günden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda
Türkçeden başka dil konuşulmaya diye,
Hatırlayanınız var mı?

Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı köyü, şehri
Fermana uyanınız var mı?

Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim,
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?

Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showman, radyo sunucusunun discjokey,
Hanımağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı?

Dükkânın store, bakkalın market, torbasının poşet,
Mağazanın süper, hiper, gros market,
Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?

İlân tahtasının billboard  sayı tabelâsının skorboard,
Bilgi alışının birifing, bildirgenin deklârasyon,
Merakın uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde wellcome,
Çıkışında, good-bye okuyanınız var mı?

Korumanın, muhafızın body-guard,
Sanat ve meslek pirlerinin, duayen,
İtibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?

Seki'nin, alanın platform, merkezin center,
Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,
Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?

İş hanımızı plâza, bedestenimizi galleria,
Sergi yerlerimizi center room, show room,
Büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı?

Yol üstü lokantamızın fast-food,
Yemek çeşitlerimizin mönü olduğu yerlerde,
Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?

İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya,Desteğe,

bilemediniz koltuk çıkmağa sponsorluk diyeniniz var mı?

Mesireyi, kır gezintisini piknik,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air-bag,
Pekâlayı, oluru okey diye söyleyeniniz var mı?

Çarpıcı, önemli haberler flash haber,
Yaşa, varol sevinçleri, oley oley,
Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?

Vırvırık dağının tepesindeki köyde,
Cafe-show levhasının altında,
Acının da acısı, nes-kaaave içeniniz var mı?

Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün, el diline özendiğine içi yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi, atasözlerimizi unuttuk,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik.
Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı....
Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı?

YUSUF YANÇ



Adnan GÜLLÜ

Tarih Araştırmacısı    

Bu yazı toplam 775 defa okunmuştur
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Ökkeş SAATÇI
Muhsin ÖZALP
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
NÖBETÇİ ECZANELER
KIZILAY
2 Nolu Sağlık Ocağı Karşısı
413 44 04
LOKMAN HEKİM
İ.KARAOĞLANOĞLU MEYDANI
4154699
POSTA LİSTESİ