Böyle bir başlığın çağrışımını, sanırım kolayca anlamışınızdır. Aleni bir anlaşılırlık içinde bu başlığın çerçevesinde dolaştığımızda, bakın nelere şahit olacaksınız...
Bir takım yaptırım erkleriyle, dünya gündeminde hiç alın teri dökmeden kara sermayelerin sahipleri olanlar, kendi karanlıklarının içinde aydınlık ufuklar ararlar ama, bir türlü bulamazlar. Çünkü, aydınlık ufukların doruklarında doğan güneş, onların; haram, entrika ve çeşitli yaptırım erkleriyle elde ettikleri buzdan sermayelerini eritir, bitirir.
İşte bunun içindir ki, siyaset ve gelecek kaygıları yüzünden her şeyi mübah görerek sırf kazanmaya oynayanlar; süfli mekanlarda, kuytu karanlıklarda kalırlar da, güneşin aydınlığını pek tercih etmezler.
Çaldıkları, çırptıkları yetim ve masumların haklarıyla fildişlerinden görklü kuleler kuranlar; kendi karanlıklarının içinde yatları, katları, dört çarpı dört cipleriyle yaşasalar da, gerçek aydınlığı hiçbir zaman bulamazlar. Gerçek aydınlık, adalet ve hakkaniyet ölçüleriyle oluşur ki, bu hâl, kesinlikle yazımıza başlık olan, sermayesi buzdan olanların işine gelmez!...
Yerelden küresele ehl-i şiş (kaba kuvvet) mantığıyla hareket eden bu zümreler, kullandıkları güç oranında haram tezgahından beslenirler ve güçlenirler. Güçlendikçe de, güçlerini farklı alanlarda sergilemeye çalışırlar. Baskı ve şiddet kavramaların dozlarını da iyice artırarak,.irili ufaklı mafyalaşırlar, bitlenirler, semizleştikçe semizleşirler.
Tabii bir takım şeyleri mübah sayarak elde ettikleri buzdan sermayelerinin temeli ise, küllümen haramdır. Derin dondurucularda biriktirdikleri mal varlıkları bunların her gün katmerleşirken, birilerinin düştüğü fakr-u zarûret, açlık, sefalet, derin sıkıntılar onların umurlarına gelmez. Yeter ki, derin donduruculara doldurdukları kara sermayeleri bu zevatların her geçen gün artısın, adı para olan buz kütlelerine yenileri eklensin...
Yalnız sermayesi buzdan olanların farkına varamadıkları bir şey vardır ki, o da, bu tiplemelerin öte yakaya götürecekleri sadece iki buçuk arşınlık bezdir. Bir hırsla sarıldıkları mal, mülk ve makam elde etme ihtiraslarının neticesi kara toprakta biteceği gün gibi âşikârken, bunun farkında değillerdir.
Aslında bunlar; Koca Yunus’un; “Malda yalan, mülkte yalan / Var biraz sende oyalan” dediği gibi, bu dünyada sadece oyalanmaktadırlar. Veysel ustanın; “Benim sâdık yârim kara topraktır” mısrasının bir nebze sırrına erebilseler, hangi ahvâlde yaşadıklarının farkına varacaklardır.
Hani son yıllarda bahsedilen küresel değişim ve küresel ısınma kavramlarından bahsedilmektedir ya, bir takım değişim ve gelişimler nasıl dünya düzenini değiştiriyorsa, küresel ısınma nasıl buz dağlarını eritiyor ve dünyayı tehlikeye sokuyorsa; dünya fırıldağında sermayelerini buzdan tutanlar da, sermayelerini bir ömür güneşten saklayamayacaklardır. Kirli, kara ve entrikalarla elde ettikleri buzdan paraları, bir gün mutlaka güneşin som ışıkları altında kalacak, eriyerek tükenecektir. Çünkü bu durum, Allah’ın adalet ve hakkaniyet ölçülerine aykırıdır. Allah mutlaka; hırlılara, hırsızlara, arsızlara, bir takım yaptırım erkleriyle yetim mallarını soyanlara adaletini gösterecektir. Yani, zâlimin en büyük hasmı Allah’tır. Bu bilinmelidir.
Dünyada birileri ağlarken birileri durmadan gülüyorsa, birileri açken birileri zevk-i sefâ içinde yaşıyorsa bu durum ne dünyanın, ne de Allah’ın adaletine sığar. Gün gelir, kainatın leyli, yani karanlığı biter; onun yerine kainatın neharı, yani aydınlığı, yani güneşi doğar. Sermayesi buzdan olanların kirli ve kara sermayeleri de bu aydınlığın ışınları altında erir ve kaybolur.
Zulüm hiçbir zaman bâki değildir. Sermayesi buzdan olan ABD deccallerinin, emperyalist, kapitalist dünya yayılmacılarının tuttukları buzdan sermayeleri de, bir gün mutlaka Türk-İslâm güneşinin güçlü ışıklarıyla eriyecektir. Zira; Kû’ran; hükmünü tamamlayacaktır. Amennâ!...