İnandıkları değer yargılarıyla yaşayan, o değerlere yürek sesleriyle kıymet atfeden, ilkelerini câri hayat için satmayan insanları; hayatta çok nâdir görürsünüz...
Değişim ve gelişim çizgisine giren dünyada, yozlaşan nice insan yığınlarının içinde, bu tip insanların büyük değişimlere rağmen değişmediklerini görür; şaşar kalırsınız...
İşte şaşıp kaldığınız bu tiplemeler; pragmat, jakoben ve oportünist yapılanmaların uzağında erdemle yaşayan, erdemlerini çaldırmayan insan tiplemeleridir. İdealleri adına nice insanlar, göçmen kuşlar gibi başka iklimlere göçüp giderlerken, onlar ideallerini yüreklerinde bayrak gibi taşırlar; kendi idrâk alanlarının, ideallerinin dışına çıkmazlar. Çivisi kıçından çakılan dünyada, aslında bu tür insanlara saygı duymak, yiğit yüreklerini kutsamak gerekir.
Elbistanlı Refik Aytaç da, bahsettiğim mânâda insan tiplemelerinden sadece birisidir. Refik Yoldaş; yaşadığı sürece erdem ve ilkelerini menfaatleri doğrultusunda çaldırmayan nâdide insanlardan olmuş; tanıdığım kadarıyla kısa ömrünü ilkelerinin üzerine kurmuştur.
Yetmişli yılların orta vaktinde, ayrı ideolojilerin insanları olarak, o yılların ayrışımlar noktasında onunla karşı karşıya geldiğimiz; hatta, ideoloji zaviyesinde fiilî çatışmalarımızın görüldüğü zamanlar olmuştur. O fetret dolu yıllarda; ezilmişliğin, kandırılmışlığın ve badireli günlerin arkasından, bir eylül hazânı bizleri, şaşkın balıklar misâli çeşitli kıyılara vurmuş; kimimiz esâret dolu yılları tadarken, kimimiz kara toprağın sînesine sarılmıştır.
Eylül hazânın ve umutlarımızı çalan amcaların uzun serüvenlerinin arkasından; aldatılmışlığımıza, kandırılmışlığımıza inat, o yıllarda cebelleştiğimiz insanlarla seneler sonrası kavgasız bir ortamda bir araya gelmiş; eski fetret dolu günlerin kritiğini yapar hâle gelmişizdir. Yarı mavi umutlarımızı çalan kötü amcalara inat, yine memleket düşlemiş; yine özgürlük türküleri söylemişizdir.
Dün emek üzerine söylemlerde bulunan, yaşı elliye yaklaşırken emeğin türküsünü bir ekmek fırınında onurla söyleyen Refik Yoldaş; “İnna lillâ ve ileyke raciun” salâsıyla; kara toprağın çağrısıyla; bir zamanlar emeğin ve özgürlüğün türküsünü sözde söyleyenlere, bugün kapitalizmin uşaklığını yapanlara çok anlamlı mesajlar bırakarak aramızdan ayrılmıştır.
Çok okuyan, kültür dağarcığı dolu olan bu güzel insanla, fikir jimnastiği yaptığımız, günümüzün Türkiye’sinin ortak kaderlerini paylaştığımız, aykırı fikirlerimiz arasında bile ülkemizin çıkarlarında birleştiğimiz bir çok konu olmuştur.
Güzel insanlar, güzel atlara binerek öteler âlemine göçer giderler. Arkalarında güzel hâtıralar ve güzel değer yargıları bırakarak... Hoca zâde mezarlığına defnedilen yoldaşın, geride ne gibi izler bıraktığını cenazesine katılanlar sanırım görmüşlerdir. Medfunun cenazesine katılan yüzlerce insanın, idealleri doğrultusunda yaşayan bir insana sundukları armağan da bu olsa gerekir.
Fikir ve ideoloji ayrılığımıza rağmen, medfunun cenazesine katıldığımda, hem buruk bir sevinç; hem de büyük bir üzüntü yaşadığımı söylemem bir boyun borcumdur. Sevincim yukarıda bahsettiğim kadir-kıymet noktasında yüzlerce insanın kabristanı doldurması olurken, üzüntüm; onca ezilmişliğin ardından, ölümün Refik yoldaşı erken yakalamasıdır. Takdiri ilâhî!... Hakk’tan gelene ne denilebilir.
Maraş’tan, Adıyaman’dan, çeşitli vilayetlerden sırf cenazeye katılmak için gelen nice eski dostlarını cenazede görünce, onun adına gerçekten sevindiğimi belirtmem gerekir. Demek ki, gerçekten güzel izler bırakarak bu dünyadan göçüp gitmiş Refik yoldaş!... Kimin kir, kimin nur içinde yatacağını ise, sadece yüce Yaratan bilir.
Mekânın cennet, kabrin nur olsun Refik Yoldaş!.... Dünya değişse de, yozlaşmalara uğrasa da; sen yaşadığın sürece değişmedin, erdemlerini çaldırmadın... Karşı ideolojiden birisi olarak ben buna tanıklık ediyorum... Hatta bizler bile, kısmen değişimlere uğradık ama; sen hiç değişmedin... Buna yürekten amennâ diyorum... Mezarında rahat uyu!...