| DOLAR | ![]() |
1,8295 |
| EURO | ![]() |
2,3265 |
| IMKB | ![]() |
56.936 |
| ALTIN | ![]() |
627,21 |
| Kayseri | 8/23 ºC |
| Malatya | 10/20 ºC |
| Kmaraş | 12/28 ºC |
| Sivas | 11/23 ºC |
| Adıyaman | 14/29 ºC |
![]() Adnan GÜLLÜ
|
Yakın tarihimizin sayfaları arasında dolaşırken, 21 Haziran 1941 yılında refah şilebimizin başına gelen faciayı okudum, okudukça da çok duygulandım.
Değerli okurlar, bu olayı köşemde sizlerle paylaşmak istedim; geliniz birlikte okuyalım
Dünya’yı cehenneme çeviren “İkinci Dünya Savaş’ının en sert geçtiği dönemlerde, yurdumuzun üzerinde sömürgeci devletlerin oyunlarını sürmekteydi. Ülke yöneticileri ise savaşa girmemek için karşı oyun tezleri sunuyorlardı. Ülkemiz bir satranç tahtasına dönmüştü. Kimlerin kime hamle yaptığı belli değildi. İşte o sisli günlerde “Refah şilebinin” başına gelen o elem verici olay kamuoyunda çok büyük yer bulmadı ve kısa sürede dikkatler başka yöne kaydı. Bu yüzden de tarihimiz de az hatırlandı. Böyle olaylar ABD ve Avrupa ülkelerinde olduğunda, kitapların ve sinemaların başyapıtları olarak yerini almaktadırlar. Ne acıdır ki bizde zor hatırlanmakta.
. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nın ilk sıcak etkilerini 1940 yılında hissedilmeye başlar. Muhtemel bir Alman saldırısını sınırda karşılamak amacıyla, Kırklareli ve Edirne’den geçen, daha sonra da Çatalca’ya kadar uzatılan, adını da dönemin Genelkurmay Başkanı (Mareşal Fevzi Çakmak)’ nın soyadından alan “Çakmak Hattı” kurulur. Boğazlar çevresindeki altı ilde de, olağanüstü durum ilan edilirken, genel karartma uygulanmasına başlanır.
Alman orduları 1941 Şubat’ında Balkanlar üzerine bir çığ gibi inerken, Türkiye’deki tedirgin bekleyiş de son haddini bulur. 1939’dan beri ‘Yıldırım Savaşı’ taktiğiyle çeşitli cephelerde peş peşe zaferler kazanan Alman ordularının öncü tümenleri, Romanya’yı işgal ettikten sonra, Bulgaristan içlerinde ilerlemeye başlar. Takvimler 17 Şubat 1941’i gösterdiğinde, öncü birliklerin Bulgaristan-Türkiye sınırına varmasına az bir zaman vardır. Türkiye’nin etrafındaki ateş çemberi daralır. Ankara, heyecanlı bir bekleyiş içindedir... Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Franz Von Papen, bu tedirginliği ortadan kaldırmak için, ülkesinin Türkiye’ye saldırmayacağı konusunda yetkililere güvence verirken, müttefik ülkelerin temsilcileri de, başta İngiltere Büyükelçisi olmak üzere, Türkiye’yi kendi saflarında savaşa sokmak için çaba harcarlar. Türkiye, her iki blok için de vazgeçilmez derecede önemli bir ülkedir... Türkiye savaşa girecek miydi?.. Yoksa ani bir saldırı ile, savaşa girmek zorunda mı bırakılacaktı?.. Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Türkiye’yi savaşın dışında tutma politikasını izler; tarafları silah, malzeme gibi isteklerle oyalama yolunu seçer. Beklenti tüm heyecanıyla sürerken, Büyükelçi Von Papen’in 4 Mart 1941 günü İnönü’ye sunduğu Hitler’in mektubu, tedirginliği biraz olsun ‘hafifletir’.
Hitler mektubunda, savaşı kendisinin çıkartmadığını iddia etmekte ve Almanya’nın Türkiye’ye saldırmayacağına dair güvence vermektedir. Bulgaristan’da bulunan Alman birliklerine, “Oradaki mevcudiyetlerinden dolayı yanlış bir anlam çıkarılmaması için,” Türk sınırından uzak kalmalarını emrettiğini de mektubunda vurgular.
Cumhurbaşkanı İnönü’nün cevabî mektubuyla da, Türk-Alman ilişkileri yumuşarken, gelişmeleri dikkatle izleyen müttefiklerden İngiltere, Türkiye için tersanelerinde yapılan dört denizaltının hazır olduğunu açıklar... Savaşın başlamasından kısa bir süre önce, Türkiye, ordusunu güçlendirmek amacıyla İngiltere’den bazı taleplerde bulunmuş ve 1930’da yapılmış olan bir karşılıklı yardımlaşma sözleşmesi gereğince, 4 denizaltı, 4 muhrip, 12 çıkarma gemisi ve 4 uçak filosu sipariş etmişti... İngiltere, tam bu kritik dönemde, Türk Hükümeti’ne bir mesaj göndererek, denizaltıların teslime hazır olduğunu bildirdi: ‘Burak Reis’, ‘Murat Reis’, ‘Oruç Reis’ ve ‘Uluç Reis’ adları verilen denizaltılar ile 4 uçak filosunu almak üzere, gerekli mürettebatın İngiltere’ye gönderilmesi isteniyordu... Dışişleri Bakanlığı’nın, durumu Başbakanlık katına bildirmesi üzerine görev, Millî Müdafaa ve Münakalat (Ulaştırma) bakanlıklarına havale edildi. Bu arada, oluşturulan komisyon, Türk donanmasının en seçkin denizcilerini, sicillerine bakarak saptandı ve İngiltere'ye gidecek olanları açıkladı.
Bu büyük görev için, 19 deniz subayı, 63 deniz astsubayı, 68 deniz eri seçildi. Kafilede ayrıca İngiltere’ye havacılık öğrenimine giden bir hava subayı ve 20 Hava Harp Okulu öğrencisi ( bazı kaynaklarda, bunlardan 16’sının Kara Harp Okulu’nu üstün derece ile bitirdikleri için, İngiltere’de pilot olarak yetiştirilmesine karar verilen topçu, piyade, süvari, istihkâm ve diğer sınıflardan mezun oldukları öne sürülmektedir) yer aldı... İngilizler, böylece Almanya’ya karşı kozlarını ortaya koyuyor, Türkiye’yi kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlardı... Ama bir şartları vardı: Denizaltıları teslim alacak mürettebatın, en geç 25 Haziran 1941 günü, Mısır’ın Port Said Limanı’nda olmasını istiyorlardı. Mürettebat, burada kendilerini bekleyecek olan meşhur Quenn Mary transatlantiği ile ve koruma altında İngiltere’ye gideceklerdi... Bu durum karşısında, Deniz Askerî Nakliyat Genel Komutanlığı’nın, İstanbul’da yaptığı araştırma sonucu, ‘Barzılay ve Benjamen Vapur Kumpanyası’na ait Refah şilebi kiralanır. Geminin sahiplerine, şilebin Mısır’a giderek Millî Müdafaa Vekâleti’ne ait kimi malzemeleri Türkiye’ye getireceği söylenir. İzzet Dalgakıran’ın kaptanlığını yaptığı ve 28 mürettebatı bulunan Refah şilebi, 16 Haziran 1941 günü, İstanbul’dan Mersin’e doğru hareket eder... Gemi alelacele sefere hazırlanmıştır ve ‘asıl amaç’ gemi kumpanyasından gizlendiği gibi, kaptana da bildirilmediğinden, Refah, eksiklikler içindedir. 21 Haziran 1941 günü Refah şilebi, Mersin limanına demir atar... Bu arada, alelacele Ankara’ya giderek Deniz Kuvvetleri'nden yolluk ve harcırahını alan denizciler de, Mersin’e gelmeye başlarlar. Ancak 40 yaşındaki bu yorgun şilebin görüntüsü, kafiledeki tüm denizcileri hayal kırıklığına uğratacaktır. Bu durumda yapılacak olan, gemiyi mümkün olduğu ölçüde yolculuğa uygun hale getirmektir. Önce iskele ve sancak taraflarıyla, ambar kapağına büyük boy birer Türk bayrağı resmedilir. Gece projektörlerle(ışıldak) aydınlatılacak bu bayrak görüntüleri, geminin milliyeti hakkında bilgi vermeye yeterlidir. Daha sonra, Mersin’deki Deniz Harp Okulu’ndan ödünç yataklar alınır; güverteye de alelacele birkaç tuvalet kondurulur... Aslında Refah, 1901 yılında İngiltere’de Sunderland’daki tezgâhlarda yapılmış;
Hayatta kalanlar, mevcut tek filikanın başına hücum eder. Refah’ın yolcularından Yüzbaşı Nevzat Erül, tabancasını çekerek, filika başındakileri, “Burada kumanda bendedir” diyerek düzene sokar. Tam 24 kişiyi filikaya bindirdikten sonra, kaptan köprüsündeki İzzet Dalgakıran’ı ve kafile başkanı Yarbay Zeki Işın’ı filikaya çağırır. Kaptan ve Zeki Işın, ikisi birlikte, filikadakileri selamlayarak, “Siz gidin, kurtulmaya çalışın. Biz gemide kalacağız” derler. Bu arada, geminin batmadığını gören bazı denizciler, yeniden gemiye çıkarak sal yapmak amacıyla malzeme aramaya başlar: Kimi, birkaç saat önce tamamlanan tuvaletlerin ahşap kapılarını sökmeye çalışırken, kimileri de, ambar kapısını kırmaya çalışırlar. Filikaya binenler ise, denize inemezler; çünkü sandalı indirmeye yarayan matafora çalışmaz... Bu yüzden geminin batmasını beklerler; ama bu bekleyiş işlerine yarar. Gemiden aldıkları yiyecekleri, sandala doldururlar... Bundan sonrasını, faciadan kurtulanlardan Muhittin Darga ile 1983 yılında bir röportaj yapan yazar Erhan Demirutku'nun kaleminden okuyalım:
Kurtulma ümidimizi kaybetmemiştik. Filikayı kaldıramadığımız için, saat 02.00’ye kadar, geminin yavaş yavaş batmasını bekledik. Filika su seviyesine gelir gelmez, içine atladık.” Muhittin Darga anlatımını şöyle sürdürür: “İngiliz, sandala atlayamamıştı. Sonradan boğulduğunu öğrendik. Torpillendiğimiz sırada, kurtuluruz ümidiyle denize atlayanlar da boğulmuşlardı.” “Filika ile açıldığımızda, denizde yüzenlerden rastladığımız 3-4 kişiyi de sandala aldık. Küreklerden direk yapıp battaniyeleri de yelken olarak kullandık.” “Ben köprü üstündeyken, bir harita ile küçük bir pusula almıştım. Bunun bize çok yardımı dokundu. Kıbrıs’a gitmemiz, 10 millik yakınlığı yüzünden, daha elverişliydi; ama lodos bizi Türkiye kıyılarına doğru sürüklüyordu.” Emektar Refah, 4 saat süreyle su üstünde kaldıktan sonra, tam ortasından ikiye bölünerek batar; donanmanın kıymetli denizaltıcılarını, hava kuvvetlerinin müstakbel pilotlarını, ölüme götürür. Yaptıkları bir sal üzerinde kendilerini denize atan Abdullah Şay, Kamil İnan ve Kadir Karaül ise, dalgalar ve soğukla boğuşurlar. Sabaha karşı hava iyice soğur, üçünün de dişleri takırdamaya başlar. Abdullah Şay çenesi donmasın diye atletini çıkarıp kemirmeye başlar. Diğerleri de onu taklit ederler. 25 Haziran sabahı, artık dayanacak halleri kalmaz; bir ara Kadir Karaül, “Bakın geliyorlar, bizi kurtarmaya geliyorlar” diyerek kendini denize atar ve dalgalar arasında kaybolup gider. Saatler sonra, iki denizci kendilerini ölümün kucağına bırakmaya hazırlanırken, hızla yaklaşan bir motor, onları alıp yaşama döndürecektir.
Bu arada, bir başka motor da, bir kapı üstünde hayatta kalmaya çalışan havacı öğrenci Haydar Gürsan’ı sulardan çekip çıkarır. Yedi denizci ise, üzerine Türk bayrağının resmedildiği ambar kapağı üstünde, kıyıya ulaşmaya çalışır;
Tam 11 kez tarafsızlığını ilan etmiş olan Türkiye’nin bir gemisine karşı girişilen bu saldırıyı kimse sahiplenmez. Olaydan bir gün sonra, İngiliz Büyükelçisi Sir Knutchebull Huggessen, yaptığı açıklamada, “Olayı Akdeniz’de bulunan Alman ya da İtalyan denizaltıları meydana getirmiştir” derken, Alman resmî DNB Ajansı da, “İngilizlerin garip açıklaması vicdan rahatsızlıklarını kanıtlıyor. İtalya’nın ve bizim olayla ilgimiz yok” diyerek İngilizlerin iddiasını yalanlar. Daha sonra, bir Fransız savaş gemisinin, Refah’ı Mısır gemisi zannederek batırdığı öne sürülür. Oysa kurtulanlar, bir savaş gemi görmemişlerdir. Bundan sonra suçlamalar İngiltere’ye yönelir: Acaba İngiltere, denizaltıları vermemek; daha da önemlisi, Türkiye’yi müttefikler safında savaşa sokmak için mi Refah’ı torpillemiştir? Son zamanlarda bulunan bazı İtalyan ve Alman belgeleri ise, Refah’ın İtalyan bandıralı ve ‘Ondina’ adlı denizaltı tarafından batırıldığı iddialarını güçlendirmiştir. İtalyan Deniz Kuvvetleri tarafından yayımlanan ve İkinci. Dünya Savaşı’na ait bir raporda, Ondina’nın REFAH ŞİLEBİ FACİASI Son zamanlarda bulunan bazı İtalyan ve Alman belgeleri ise, Refah’ın İtalyan bandıralı ve ‘Ondina’ adlı denizaltı tarafından batırıldığı iddialarını güçlendirmiştir. İtalyan Deniz Kuvvetleri tarafından yayımlanan ve İkinci Dünya Savaşı’na ait bir raporda, Ondina’nın batırdığı geminin yerinin koordinatları verilmektedir. Bu koordinatlar, Refah’ın battığı bölgeye uymaktadır. ‘Refah Faciası’ ile ilgili adlî soruşturma açılırken, konu CHP grubunda tartışma nedeni olur ve bu tartışmalar, dönemin Ulaştırma Bakanı Cevdet Kerim İncedayı ile Millî Savunma Bakanı Saffet Arıkan’ın görevlerinden istifa etmelerine yol açar. TBMM tarafından bu konuda açılan soruşturma, 18 Aralık 1941’de sonuçlanır ve istifa etmiş olan bakanlar suçsuz görülür. Daha sonra ikinci derecede sorumlu kişiler için açılan dava da, beraat ile sonuçlanır...
Anadolu Ajansı'ysa 27 Haziran 1941 yıl günkü haberinde Refah'ın battığını, bunun torpillememi, yoksa mayına çarpma sonucuyla mı olduğu konusunun henüz belirlenemediğini, 135 kişinin yaşamını yitirdiğini, 50 kişininse kurtulduğunu duyurdu. Haberi veren bütün gazeteler şilebin kimlerce torpillendiğinin bilinmediğini de yazmaktaydı.
Türk istihbarat ekiplerinin yaptıkları araştırmalar "Refah şilebinin Fransız Vichy hükümetine bağlı bir denizaltı tarafından Mısır gemisi zannedilerek torpillendiğini ortaya çıkardı ve Fransızlardan tazminat olarak iki savaş gemisi alındı." Türk hükümeti şehitlerin her birisinin yasal varislerine (4000)’er bin lira, kurtulan subaylara (800)'er yüz, erbaş ve öğrencilere (400)'er yüz, erlere (100)’er lira tazminat ödenmek kararını aldı. " Refah şehitlerine bir anıt dikilmesi için seneler geçecek ve anıt, 1970'te Mersin'de açılacaktı.
Adnan GÜLLÜ
Tarih Araştırmacısı
Faydalanılan Kaynaklar
Popüler Tarih dergisi
Hürriyet Gazetesi Tarih Bülteni
(Haziran 2005 Vahdettin Ergin)








Tel:0344-4153549 | Destek: kaynarca2003@gmail.com | Yazılım ve Sistem Yönetimi: CM Bilişim




