2009’un Aralık ayı içinde gazetelerde çıkan iki ayrı haber. Birinde PİSkopos, Amerika’da verdiği bir mülakatta Türkiye’de kendini çarmıha gerilmiş gibi hissettiğini belirtiyor. Diğer haberde ise Rum kökenli Türk vatandaşı, 6.sınıf öğrencisi Marina’nın İstiklal Marşı’nı okurken çok duygulandığı ve gözlerinden yaşlar boşandığı anlatılıyor.
İkisi de Rum kökenli. Papazın yaşı yetmişlerde; ama o beyaz sakalıyla çelişki oluşturacak kadar kara düşünceli ve önyargılı. Diğerinin yaşı on beş bile değil; ama ulusun ne demek olduğunun farkında ve etnik kökenini ulus kavramının önüne asla koymuyor; o papaz ve ortalıkta cirit atan birkaç dar kafalı etnikçiler gibi etnik farklılığını bölücü unsur olarak kullanmıyor; ulus kavramı içinde böyle bir farklılığı doğal karşılayacak kadar olgun.
Bir yanda, en ufak bir fırsatı bile nasıl hince kullandıklarını tarihten bildiğimiz ve defalarca dersini verdiğimiz piskoposluk; diğer yanda ait olduğu ulusun marşını okurken duygu ve gözyaşı seline kapılan minik Marina. Minik; ama beyni piskoposla ve etnik çığırtkanlarla karşılaştırılamayacak kadar büyük.
Mecliste ulusal yemin ettiği halde sağda solda etnik çığırtkanlık yapanlara ders olacak kadar olgun, değerbilir ve onurlu Marina.
Marina’nın İstiklal Marşı’nı okuyuşunu izlediniz mi? Ağzıyla değil yüreğiyle okudu; bağımsızlık marşımızın masa başında kahve yudumlayarak değil, savaş meydanlarından ruh alarak yazıldığının bilincindeydi Marina.
Ülkeyi bölmeye ahdetmişlere, ulus kavramından zerre nasiplenememişlere insanlık dersi verircesine okudu marşımızı Marina.
Devam et Marina! Senin etnik kökenin ve inancın bizim için hiç önemli değil. Sen bu ülkenin bir yurttaşısın. Gözlerinden yaşlar gelerek okuduğun marşın sahibi Türk milleti ve sen de o milletin bir bireyisin.