• BIST 97.098
  • Altın 259,334
  • Dolar 5,7330
  • Euro 6,4543
  • Kmaraş 22 °C
  • Malatya 20 °C
  • Kayseri 11 °C
  • Sivas 11 °C
  • Adıyaman 21 °C
  • Arpa tarlasındaki yangın için seferber oldular
  • İl Sağlık Müdürlüğü, aşırı sıcaklara karşı uyardı
  • Anız yakana, dekar başı 60 TL ceza kesilecek
  • Arpa tarlasındaki yangın için seferber oldular
  • İl Sağlık Müdürlüğü, aşırı sıcaklara karşı uyardı
  • Anız yakana, dekar başı 60 TL ceza kesilecek

Müslüman Olmak İster Misiniz?

Mikail ŞAHİN

“Müslüman mısınız?” diye bir soru sorulduğunda hepimizin ortak cevabı klişeleşmiş iki kelimeden ibaret olan “Elhamdülillah, Müslümanım.” olacaktır. Bu sorunun akabinde eğer ikinci soru olarak ispatla denildiğinde ne yaparız acaba.

Soyut bir tercih olan din aidiyetini somut bir şekilde nasıl ispatlayabiliriz. Her seferinde “yüzde bilmem kaçı Müslüman olan bir ülkede yaşıyoruz.” cümlesiyle karşılaşıyoruz. bize benzer olarak diğer Müslüman ülkelere baktığımızda yine bizim ülkemizdekine benzer olarak, hatta çok daha ağırlarından hep sorunlar, karışıklıklar olduğunu, bazılarında bitmeyen iç çatışmalar ve savaşlar olduğunu görüyoruz. Din insanın ve insanlığın yaşamını düzenleyen kurallar bütünü ise din aidiyeti de bu kuralları somut bir şekilde uygulayıp uygulamamakla belli olur. Yani aslında ispatla sorusunun cevabı ibadet haricinde geriye kalan dinin emrettiklerini uygulayıp yasaklarından ve yasakladıklarından uzak durmakta yatıyor.

Toplum olarak yaşadığımız travmaların ve karışıklıkların sebebi büyük oranda bundan kaynaklanmaktadır. Dini sadece ibadete indirgeyip ibadet dışında yapılması gerekenleri nefis lehine olmadığından dolayı uygulamamaktan kaynaklanmaktadır. Hatta fertlerin nefisleri dinin ibadet dışındaki kurallarının uygulanmadığını dahi kabul etmemektedir. Hem birey olarak hem de toplumun tamamına bakıldığında huzursuzluk, gerginlik, düşmanca yaklaşımlar, kutuplaşma, ötekileştirme, yok etme amacıyla davranışlarda bulunma göze çarpmaktadır. En belirgin olan olanı ise toplumsal kutuplaşma ve huzursuzluk olarak görülmektedir.

Özellikle kutuplaşma o kadar derinlemesine bir şekilde bizim toplumumuzda ilerlemektedir ki aynı siyasi, dini veya dünya görüşü içerisinde olsa bile farklı ayrışma noktalarından kollara bölünebilmekte ve onlarca alt grup içerisinde tekrar tekrar gruplaşma ve kutuplaşmalar yaşanmaktadır. Şu nokta Unutulmamalıdır ki dövüşen iki horoz, elinde bıçakla kendilerini kesmeye gelen insanı göremez. Birbiriyle boğuşan iki geyik, kendilerini yemeye gelen aslanı göremez. Birbiriyle vuruşan iki koç, sürüyü yemeye gelen kurdu göremez. Toplum olarak bulunduğumuz durum kutuplaşma ile beraber aynen bu şekilde sürekli birbirimizle uğraşıp dışarıdan gelecek, hepimizi yok edebilecek, toplumumuza ve ülkemize zarar verecek tehlikeleri görmemizi engelleyecek noktaya gelmiştir. Özellikle son bir yıl içerisinde arka arkaya geçirdiğimiz seçimler bu kutuplaşma, ötekileştirme, gerginlik ve huzursuzluklarda başrolü oynamıştır. Daha alt gruplarda ise yine benzer kutuplaşmalar ve huzursuzluklar cemaat, tarikat, dernek ve buna benzer sivil toplum kuruluşları nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Din adına yola çıkan fakat kendi grubundan olmayan düşkünlere ve ihtiyaç sahiplerine el uzatmayacak, yardım etmeyecek kadar yola çıktığı çizgiden uzaklaşan kuruluşlar ile düşkünü, mazlumu ve ihtiyaç sahiplerini ayağa kaldırmak, elinden tutmak, müşkül durumunu ortadan kaldırmak maksadıyla yola çıkıp, çalışma yapması gereken ancak daha çok gelir elde etmek, diğer kuruluşları kendisine rakip olarak görmek ve kamu kurum ve kuruluşlarından faydalanmak, nemalanmak, reklam ve pazarlama yapmak noktasına kadar gelen kuruluşlar aynı görüş ve düşünce içerisindeki kutuplaşmaları daha da artırmaktadır. Bu şekilde süregelen bir yaşantı ispatla sorusunun cevabını yansıtıyor mu? Müslüman mısın? Sorusuna verilen “Elhamdülillah, Müslümanım.” cevabından sonra ispatla denildiğinde ibadet dışındaki tüm mevcut toplumsal yaşantımızı sayarsak acaba ispatlamış oluyor muyuz?

Dışarıdan gelecek tehlikelere maruz kalmadan önce içeride bireysel bir silkinme, toplumsal bir silkelenme yaparak bir an önce kendimize gelmeliyiz. Küfür tek millet ise, dışarıdan gelecek saldırı tek ise, içerden toplumsal olarak verilecek cevapta tek ve birlikte olmalıdır. Bunun içinde bireysel ve toplumsal olarak birincisi iç muhasebe ve iç temizliğine, ikincisi arınma, ayıklanma ve temizlenmeye, üçüncüsü toplumsal barış, kaynaşma ve sevgi saygı etrafında bütünleşmeye, dördüncüsü ise toplumsal olarak miskinliği, tembelliği, uyanıklığı, savsaklamayı, kandırmayı, aldatmayı, çalmayı, kırmayı, zarar vermeyi bırakarak çalışmaya, üretmeye başlamak gerekiyor. Fitne, laf ve dedikodu üretmeden iş üretmek, fikir üretmek, bilim üretmek, ürün üretmek kalkınmamızın, silkinmemizin ve kendimize gelmemizin en kestirme yoludur. Daha kısa ifadesi ise bir an önce “Müslüman mısınız?” sorusunun cevabını ispatlayacak somut yaşamsal kanıtları toplumsal yaşantımızın her noktasında göstermeye başlamaktır.

Geçenlerde çok kıymetli bir öğretmen arkadaşımızın çok güzel bir tespit oldu. Dedi ki; “Hocam galiba bizim milliyetçiliğimiz, vatan sevgimiz, millet sevgimiz ve dindarlığımız hep sahte ve yalan. Çünkü sosyal medyada ve lafta herkes vatansever, herkes ülkesi ve milleti için canını vermeye hazır, herkes dört dörtlük Müslüman, fakat yaşantılara bakınca bunlardan eser yok. Herhangi bir yerde, herhangi bir kurumda gerçekten çalışma, emek ve gayret gerektiren bir iş varsa veya bir birim varsa herkes oradan kaçmak istiyor. Kimse işe ve çalışmaya talip olmuyor. Herkes daha çok rahat edilecek, daha çok yatılacak, iş olmayan yerlere gitmeye çalışıyor.”

Toplum olarak yatmanın, işten kaçmanın, yatarak maaş almanın haram değil de “işini bilmek” olarak anlamlandırıldığı Müslüman bir toplum haline geldiğimizi gösteren çok güzel bir tespit.

Çalışmayı ibadet olarak gören bir dinin mensupları olarak, çalışmadan yatarak para kazanmanın haram olduğu bir dinin mensupları olarak, tam tersine çalışmadan üretmeden yatarak ömür geçirip, yatmanın karşılığında maaş alarak yiyen ve bunu da meziyet olarak gören Müslüman bir toplum haline geldiğimizi gösteren güzel bir tespit.

Kamuda çalışan, kamudan maaş alan fakat zamanını, enerjisini, kamunun imkânlarını ve mesaisini şahsına, derneğine, cemaatine, özel işlerine ve farklı işlerle daha fazla paralar kazanma yoluna harcayan Müslüman insanlar topluluğu haline geldiğimizi gösteren bir tespit.

Bu ülkeden beslenen fakat İngiliz aklına ve jandarması Amerikan uşaklarına kölelikle ömrünü geçiren, şahsi menfaatler uğruna kendi vatanını bölmeye, parçalamaya ve yok etmeye çalışan, devlet düşmanlarının ekmeğine yağ sürecek her türlü faaliyette bulunan Müslüman insanlar topluluklarına sahip olduğumuzu gösteren bir tespit.

Liyakat ve adalet kavramlarından uzaklaşarak, dini de aracı edip kullanarak, amaca giden her yolu mübahtır anlayışıyla, kişilik, onur, şeref ve haysiyeti ayaklar altına alarak, dinin emirlerini tepeleye tepeleye dünyalık amaçlara koşar adımlarla ilerleyen Müslüman bir toplum haline geldiğimizi gösteren çok güzel bir tespit.

Özellikle din adına faaliyet gösteren resmi ve sivil kuruluşlar başta olmak üzere tüm toplumun ibadet dışında kalan ve asıl toplumu ilgilendiren, toplumsal yaşamı düzenleyen insanlığı hizaya sokan, dinin emirlerini kurallarını bir an önce uygulamaya geçirmemiz silkinmemizi, arınmamızı, temizlenmemizi ve toplumsal barışımızı sağlayacaktır.

İşte o zaman yaratılanı, makamından, gücünden, nemalanacak imkanlarından, faydalanılacak olanaklarından dolayı değil de yaratandan ötürü sevmek başlayacaktır.

İşte asıl o zaman insanlar birbirlerine; Namaz kılıyor musun? Oruç tutuyor musun? Hangi partiye oy veriyorsun? Hangi cemaattensin? Hangi dernektensin? vb. Sorularının cevapları yerine Aç mısın? Giyeceğin var mı? Bir ihtiyacın var mı? Bir problemin var mı? Sorularının cevaplarına göre muamele ve yaklaşımda bulunmaya başlayacaktır.

Kendi kendimize muhasebe yapacak, düşünecek, akıl edecek, idrak edecek, dini ibadet dışında tüm toplumsal yaşamın her anına ve her durumuna uygulayacak ve “Ya Allah!” diyerek başlayacak gücümüz ve irademiz var mı?

Sahi yeniden Müslüman olmak ister miyiz?

Bu yazı toplam 113 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Elbistan Kaynarca Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0344-415 0 415 | Faks : 0344-415 0 415 | Haber Scripti: CM Bilişim