Geçen haftaki “Sihirli Kumaş” yazımı okuyanlar, acaba sadece kral mı çıplak! “Ya kralın soytarıları, onlar sanki giyinikler mi?” şeklinde görüşler belirttiler.
Elbetteki eyyamın, yalakalığın, eğilip bükülmenin âdeta kanıksandığı bir dönemde, kral soytarılarının giyinik olduğu söylenemez... Zaten onlar giyinik olsalar; kral da çıplak olmaz....
Günümüzde bütün dünyanın krallığına soyunan ABD, yaptığı zulmet ve zâlimlikleriyle çağın deccali konumundayken, bütün haksızlıklarına rağmen kanıksanıyor ve krallığının çıplaklığı görülmüyorsa, ortaya çıkan bu hâl; sağa sola serpiştirdiği ve peyk hâline getirdiği soytarılarının sayesindedir. Özellikle de Ortadoğu coğrafyasında kan ve vahşet, deccal kral tarafından mazlum haklara reva görülürken, adları sözde İslâm olan bazı Müslüman ülkelerin duyarsızlığı ve ABD’nin yanında soytarılık yapması; onları da çıplak yapmaktadır.
Ülkemiz topraklarında bugün ABD karşıtlığı artmış ve karşıtlığın dozu her geçen gün de artmaktadır. Cihanşümul bir devlet geleneğinden gelen Türk Milleti, genlerinde bulunan özgürlük ve haksızlığa ram olmama duygusundan olsa gerek, mistizme bulaşmış bazı Arap ülkeleri gibi duyarsız kalmayıp, çıplak kralın zulmüne karşı tepkisini dile getirmeye, yazmaya, çizmeye başlamıştır.
Zulme, zulmete karşı hakikât sesinin yükselmesi bir güzelliği ortaya çıkarmaktadır. Yükselen bu sesin semeresi, hakikât adına yarınlarımızda daha nice güzellikleri de beraberinde getirecektir. Belki de bu feryadın, bu aykırı sesin Türkiye topraklarında terennüm edilmesinde geç bile kalınmıştır.
1970’li yıllarda ABD’nin altıncı filosu Türkiye’ye geldiğinde bir grup ABD karşıtı insanın, cılız da olsa yükselen seslerinin bugün çok önemli olduğu görülmektedir. Bugün o inanlarla birlikte o filoyu taşlamadığıma, onlarla birlikte ABD’ye aykırılık yapmadığıma şahsen yanıyor; hatta vebal altında kaldığıma inanıyorum. Hatta yine o zamanlara rastlayan bir dönemde, çağımızın en güçlü Halk ozanlarından Mahsunî Şerif’in “Amerika Katil” türküsünü, sırf ideolojik ayrışımlardan dolayı yadsımamazı şahsen kabul edemiyorum.
Ülkemizin büyük ozanı o türküyü söylerken, bütün Türkiye insanı, ta o zamanlarda “Amerika Katil” şeklinde, Âşık Mahsunî’ye koro hâlinde eşlik etmeliymiş aslında!... Ama buna küresel güçler bir şekilde mâni oldular. Türkiye’nin iç dinamiklerine sokulan bir takım ihtilaflar, o zamanlardan bugünlere kadar bir takım ayrışmalarla geçti... Hâlâ da bu ayrışmaların farklı versiyonları, küresel güçler tarafından Türkiye topraklarında uygulama safhasına konuluyor. Yani kardeşi kardeşe kırdırmaya çalışıyor ve kırdırıyor.
Bizleri Anadolu topraklarında huzur içinde yaşatmamak için ellerinden gelen gayreti gösteren bir takım iç ve dış gayretler, ne yazıktır ki, ülkemiz topraklarında gelişecek bir takım güzel terennümlere de mâni oldular. Mâni oluşun getirdiği netice ise, sırf kendi topraklarımızda binlerce insanın ölümü, özellikle Ortadoğu coğrafyasının kana bulanması, Afganistan’ın tarumar edilmesi ve dünyanın çeşitli bölgelerinde özellikle ABD kaynaklı zâlimliklerin zuhur etmesi; dünya gündemindeki şahit olduğumuz yansımalardır.
Zulümkâr tarih amcanın hakikate her zaman tokat atması, günümüze kadar süregelen bir seyri seferdir. Ama bu böyle gitmemelidir. Nerde bir zâlimlik varsa, nerde bir zulmet varsa hâkikat korkmadan zâlimliklerin karşısına dikilmelidir. Bir takım kompleksler içinde yaşamak, mistizm içinde kalmak, korkulara bürünmek, yılmak insanları ve milletleri özgür kılmaz... Kölemenlik ki, insanların acziyetidir; hatta kölemenlik; insanlık adına en büyük züldür.
Ne zaman insanlar akıllarıyla özgür iradelerine kavuşursa, işte o zaman hakikât; gerçek çehresine kavuşur ve çıplak krallardan tokat yemekten kurtulur. Ve ben inanıyor ve iman ediyorum ki, zulüm hiçbir zaman zulmüyle âbad olmamıştır. Bir gün hakikât, mutlaka zulmüyle âbat olmaya çalışan tarih amcasını tokatlayacaktır. Bu görülecektir. Vesselâm...