ARŞİV
PİYASALAR
DOLAR
1,8295
EURO
2,3265
IMKB
56.936
ALTIN
627,21
ÇOK OKUNANLAR
YORUMLANANLAR
LİNK BANKASI
GAZETELER

HAVA DURUMU
Kayseri8/23 ºC
Malatya10/20 ºC
Kmaraş12/28 ºC
Sivas11/23 ºC
Adıyaman14/27 ºC
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Celaleddin KURT
KAYBOLAN ŞEHRE MEKTUPLAR
30.03.2010 16:16

( BİR ŞEHRİN KAYBOLAN ŞİRÂZESİ )

 

Bu haftaki yazımda, bir şehrin kaybolan şirâzesini yazma düşüncesindeyim. Yazdıklarım tamamen bir öz-eleştiri dairesinde olup, hiç kimseyi üzmek, yaralamak kastında değildir. Yazdıklarım mı? Çok sevdiğim bu şehrin, çeşitli sebeplerle her geçen gün biraz daha kaybolmasının yüreğimde oluşturduğu üzüntüsüdür sadece...

 

 

 

Koca bir şehir nasıl kaybolur? Nereye sığar? Bu nasıl olur diyebilirsiniz!... Zahiren hadiseye böyle baktığınızda haklılık payınız olabilir. Ama, bir şehrin kaybolmasında o kadar etken vardır ki, işte bu yazımızda, kaybolmaya sebep olan etkenleri irdelemek istiyorum...

 

 

 

Yaratanın eşrefi mahlukatlar içinde yarattığı insanoğlu, elbette ki, kaybolduğuna inandığımız şehrin ana etkenidir. Dünya kurulalı beri, iyiliğin de, kötülüğün de bizzat insan eliyle, insanlık âlemine sunulduğu zaten bilinen bir gerçektir. Yani insanların melek yönlerinin olduğu bilindiği gibi, şeytanî yönlerinin olduğu da bilinmektedir.

 

 

 

Bir şehrin idâmesinde, yöneten ve yönetilenler cephesine baktığımızda eğer uyum, yani (armoni) yoksa, o şehir kaybolmaya gidiyor demektir. Bu armonisizliğin içinde, zaman zaman hem yönetenler, hem de yönetilenler cephesinde bir takım arazlar oluşabilir; ya da kasıtlı olarak, bazı eller tarafından oluşturulabilir. Bu arazlar büyüdüğünde, onanmaya gidilmediğinde, işte o şehir kayboluyor demektir.

 

 

İnsan dedim ya! Kaybolan bir şehrin perspektifine insan unsurunu ele alarak baktığımızda, iki cepheden, iki tiplemeden bir takım neticeler elde edilebilir. Bu neticelerden eğer ibret alınabilirse, belki kaybolan, ya da kaybolmaya yüz tutan bir şehir tekrar bulunabilir. İşte bu perspektifte olaylar incelendiğinde, karşımızda zuhur eden hâller şu paraleldedir.

 

                                                           . . .

 

 

Sırf yalakalık ve yağcılık babından, padişahın abdest suyunda kerâmet olmadığı hâlde, o suda kerâmet arayan mahalli tabirle bir takım zottirikler; gösterdikleri eğilme, bükülme ve kıvırtma pozlarıyla bir şehri kaybolmaya götüren unsurların başında gelenlerdir.

 

 

 

Aklını kullanamayanlar, aklıyla hareket etmeyenler, aklını rafa kaldıranlar, birilerinin aklıyla hareket edenler, aklını kiraya verenler yani kölemenler; kendileri olamayanlar, yüreklerinin sesiyle hareket edemeyenler; yine bir şehrin kaybolmasının en büyük delâletleridir.

 

 

 

Göründükleri gibi olmayanlar, ikircikli davrananlar, hem yöneten hem de yönetilen cephesini idare-i maslahatla idare edenler; bu arada her iki tarafa laf götürüp getirerek toplum dokusunu bozanlar; asalaklar, parazitler; belki de kaybolan bir şehrin en soysuz şahitleridir.

 

 

 

Güç ve kudretleri olmadıkları hâlde, sırf deli cesareti ve Donkişot mantıklarıyla, ellerindeki tahta kılıçlarlarıyla yel değirmenine saldıranlar, tahta kılıçlarının yel değirmenlerinin pervanelerine değdiğinde un ufak olacağını bildikleri hâlde, yiğit edâlarını ısrarla sürdürenler; yine bir şehri kaybolmaya götüren sebeplerdendir.

 

 

 

Lisanı beyânınca haksızlığa tavır koyamayan, açık yüreklilikle düşüncelerini beyan etmeyen, sadece izbe mekanlarda ve ıssız köşe başlarında şehir-site arzını eleştiren; dedikodu, bühtan yapan aciz ve sürüngen kafalar da, yukarıdaki kategorinin içindedirler.

 

 

Yerel merkez anlaşmazlığını bir şekilde tetikleyen, bunu kasıtlı bir şekilde engelleyen, siyâsî mülahazalarla “az olsun, küçük olsun benim olsun” mantığında hareket edenler; bir şehrin kaybolma ve dağılmasına doping veren, çocuklarımızın yarınlarını karartan, şehrimizi kaybolmaya sürükleyen, kendilerini idrâkli zanneden idrâksizlerdir. 

 

                                                           . . .

 

 

Yönetenler cephesinde de, elbette bir takım düşünceleri bütün çıplaklığıyla serdetmek doğru olur kanaatindeyim... Çünkü, yönetilenler cephesinde bir takım kabahatler olduğu gibi, yönetenler cephesinde de kabahatler, mutlaka vardır. Liyakat doğrultusundaki yönetim arzlarını tenzih ederek, yönetenler cephesinde bazı tespitlere bakmak gerekir.

 

 

 

Oturdukları makamların panolarına iliştirdikleri, ya da makam duvarlarına çerçevelettirilerek astıkları; Mevlâna, Şeyh Edebâli, Hz. Ali nasihatlerinin bir umdesine bile bakmayan, sadece onları birer dekor gibi görenler; yönetilenler cephesinden farklı değillerdir. Eğer yönetenler, o nasihatlerin umdelerine baksalar, uygulama safhasına o umdelerin hiç değilse bazılarını koyabilseler; hak-hukuk ve adalet üçgeninde bir yönetim arzı ortaya çıkacaktır ki, bu arz; kaybolmaya yüz tutan bir şehri kaybolmaktan kurtaracaktır.

 

 

 

Özellikle Şeyh Edebâli nasihatleri makam panolarında iliştirili iken, o ilintinin muhtevasındaki merhamet, şefkat, adalet, bağışlayıcılık, kucaklayıcı olma hükümlerini, yönetenler kendi idrâklerinde acaba ne kadar muhafaza etmektedirler. Ya da, hakkaniyet ölçüleri içerisinde adalet hükmü, herkese âdilane uygulanmakta mıdır?

 

 

 

Benden önce millet var diyebilen bir yönetim arzı, elbette ki kaybolmaya giden bir şehri, üstün ve âdil bir nizama getirebilen bir yönetim arzıdır. Nefsaniyetten, kibirden, kinden azâde; hata yapanları dâhi kucaklayıcı bir anlayış; bahsettiğimiz mânâdaki kutlu bir yönetim arzını doğurur. Şehir-site arzındaki doğru anlayış budur.

 

 

 

Bundan seneler önce, kaybolmaya yüz tutan bir şehrin emârelerini gören, sevdiğimiz bir dostumuzun; “buralardan gitmek gerek” ifâdesine “kalmayı dene” diyerek, mücadele önermiş; buralarda kalmasını dilemiştik...

 

 

 

Seneler sonrası, bir türlü şehir normlarına ulaşamayan, hava kirliliğinde boğulan, kültürel dokusu erozyonlara uğrayan, kültüre karın doyurur mu mantığıyla bakılan, okuyanı-yazanı hor görülen, toplumunun ümmî kalması düşlenilen, yerel-merkez cephesinde armonisi olmayan, meziyet düşmanlığı doruğa çıkan bu şehirde kalmak mı? Yoksa kaybolan, şirâzesi bozulan bu şehirden gitmek mi gerekir!...

 

Çok sevdiğimiz şehrimizin buhranlarından, çeşitli vesilelerle hizmetlerin üretilemeyişinden, ya da beyhude kaşıntılarla yapılacak hizmetlerin engellemesinden doğan bir zamanda; kaybolan ve geleceği karanlıklaşan bir şehrin problem unsurlarını yazdım...Yazdıklarım üzüntülerim içindeki yürek beyanlarımdır. Kabul görmezse, yazdıklarım sadece beni bağlar.

 

 

 

 

Dostçakalınız...

Bu yazı toplam 370 defa okunmuştur
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Ökkeş SAATÇI
Muhsin ÖZALP
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
NÖBETÇİ ECZANELER
YENİ
YENİ Yeşilyurt Mahallesi AEL Camii karşısı
415 10 82
HAYAT
MALATYA CAD.
413 30 29
ÖZPOLAT
Malatya Caddesi
4132069
POSTA LİSTESİ