Padişahın abdest suyunda keramet olmadığı hâlde, sırf yalakalık ve yağcılık bâbından, padişahın abdest suyunda keramet arayan dalkavukların devirleri sürmekte; eğilmeleri, bükülmeleri dozunu artırarak devam etmektedir.
İnsanlık âleminin yüz karası olan bu zübüklerin, dün olduğu gibi, bugün de, bazı yönetim erkleri üzerinde menfi tasallutları, ne acıdır yürürlülüğünü sürdürmektedir.
Günümüzde öyle ruhsuz, öyle şarlatan şahsiyetler vardır ki, bunlar; itibarlı insanların yanlarında kalıp, onların artıklarıyla beslenmekten büyük bir memnuniyet duyarlar. İtibarlıların yanlarında iğreti olarak duran bu zavallılar, aslında itibar açısından irtifa kaybettikleri hâlde, bir şekilde itibar elde ettiklerini zannederler. İtibarsız itibarlarını muhafaza edebilmek için de, bukalemunlar gibi, kılıktan kılığa girerek hercai menekşelerce renk değiştirirler. Bunların renk cümbüşleri o kadar boldur ki, elvan çeşit renkleriyle; bir gün sarıya, bir gün maviye, bir gün kırmızıya boyanırlar. Çünkü; bütün boya fabrikaları, hercai renklere boyanmaları açısından bu zevatlara çalışırlar.
İşte ne çekmekteyse bu memleket, saray soytarılarının ikiyüzlü, çifte standartlı davranışlarından çekmektedir. İki günlük dünya saltanatı adına laf almalar laf satmalar, laftan terazi tutmalar, lafı laf ile tartmalar, çarşı pazarı laf eylemeler; bunların yüreksiz yüreklerine yerleşen hallerdendir. İnsanlık onuruna hiçbir şekilde yakışmayan bu davranışlar; aslında bunların paranoyaklık, şizofrenlik hâlleridir.
Memleketin onca derdi, onca sıkıntısı varken, işsizlik başını almış giderken, gençlerin suç oranları her gün artarken, kültürsüzleşme dozunu artırırken; saray soytarıları hâlâ aynı davranışlarını sergileyip duruyorlarsa, memleket de bu davranışlarla oyalanıp duruyorsa; soytarıların davranış biçimlerine; yalakalığın, dalkavukluğun, soytarılığın haricinde, sanırım paranoyaklık, ya da şizofrenlik; demekte bir beis yoktur.
Memleketin bekâsı açısından, bahsettiğimiz paranoyak ve şizofren ruhlu yalakalar, menfi tasallutlarını cemiyet planından biraz uzak eyleseler; inanıyorum memleketin yol haritası çok güzel çizilecektir. Çizilecek olan yol haritasında; hizmet, sevgi, sadâkat, vefâ gibi bir takım güzel unsurlar cemiyet planına gelip yerleşecektir ki, böyle bir fotoğraf karesinde, insanların toplum nezdinde mutlu ve mutmain hâlleri görülecektir.
Ne acıdır ki, saray ve toplum soytarıları buna her zaman mani olmaktadırlar. Saray soytarılarının üç kuruşluk dünya menfaatleri adına, toplum adına oluşacak bir takım güzellikler; çeşitli entrikalarla engellenmektedir. Oysa güzellikler, top-yekun paylaşıldığında gerçek demine ulaşacakken, bu demden herkes zevk alacakken, toplumun geneline bu zevk, kimlik bunalımında olan zübükler tarafından tattırılmamaktadır.
Az olsun benim olsun mantığında olan, bütün çınarların gölgesinde sadece biz gölgelenelim zihniyetinde olanlar, üzülerek söylemek gerekirse, bu memlekette bir takım güzellikleri zayiata uğratmaktadırlar. Ulu çınarların gölgesinde topluca gölgelenmek varken, çok olsun hepimizin olsun mantığı yürürlükte olmalıyken; bu güzellikler aldatıcılar tarafından daimî olarak zaptı rap altına alınmaktadır.
Fâni ömrün kısalığında, savaşa, kavgaya, kîne yer olmamalıdır. Ünlü mütefekkir Rahmi Eray’ın; “Yaşamak hizmet etmek ve af dilemek için bir mühlettir.” Lafzında olduğu üzere, hayatımıza yükleyeceğimiz misyon; sadece hizmet etmek ve yaptığımız hatalardan dolayı af dilemek olmalıdır. Hayat denen garip ihtiyar, düşünüldüğünde öyle kısadır ki, hayatın seyri ihtilaf ve ayrılıklara bürünmemeli; hayatın perspektifi sevgi ve dostluklarla boyutlanmalıdır.
Gerçekleri söyleyen, gerçekleri yazabilen, eksiklikleri sorgulayan ve yargılayan insanlar; hayata müspet mânâda tutunabilenlerdir. Onları, eleştirel boyutlarından ve açık sözlü olmalarından dolayı yadsımak ve düşman gibi görmek doğru değildir. Esas düşmanların; dansözler gibi kıvırtan, eğilen, bükülen, akıllarını kiraya veren, kendileri gibi olmayanların oldukları bilinmelidir.
Şunu samimiyetle belirtmek gerekirse, yazımızın başlığına konu olanların bu memlekete verecekleri hiçbir şey yoktur. Saray soytarılarının iplikleri pazardayken, bu ayan-beyan görülürken, bunların; “Padişahın abdest suyunda keramet var” demeleri, acaba nefislere mi hoş gelmektedir. Ki bu durum hoşa geliyorsa; soytarılar da devr-i âlemlerini ilelebet sürdürecek; kaybeden her zaman memleket ve halk katmanları olacaktır.
Gerçek dostlar; aleniyete bürünüp; yanlışlar karşısında “Kral çıplak” diyebilenler; hataları eleştirebilenler; yargı ve sorgulamayı üslûbunca yapabilenlerdir.