1 1
  • BIST 99.712
  • Altın 219,913
  • Dolar 5,3226
  • Euro 6,0481
  • Kmaraş 4 °C
  • Malatya 0 °C
  • Kayseri -3 °C
  • Sivas -2 °C
  • Adıyaman 3 °C
  • Elbistanspor, Şarkışla’dan 6-0 yenik döndü
  • Cumhur İttifakı heyetinden nezaket ziyareti
  • Pınarbaşı’ndaki mil ve kum vakum makinesi ile temizleniyor
  • Elbistanspor, Şarkışla’dan 6-0 yenik döndü
  • Cumhur İttifakı heyetinden nezaket ziyareti
  • Pınarbaşı’ndaki mil ve kum vakum makinesi ile temizleniyor

HOCA VERİR FETVAYI, VATANDAŞ YER AYVAYI

Dr.Zafer Eren

Ramazan nedeniyle yine haklı olarak oruçla ilgili dinî ve tıbbî açıklamalar yapılıyor. Ancak bir konu var ki onunla ilgili verilen fetvalar tam evlere şenlik. Çünkü hiçbir sağlam temele dayanmıyor. Şöyle ki, bir yıl burun damlası oruç bozarken ikinci yıl bir de bakıyorsunuz ki bozmaz olmuş. İlmihalleri karıştırdığımız zaman da aynı biçimde çelişkili bilgilerle karşılaşıyoruz.

Dinsel bilgilerdeki çelişkilerin nedeni “araştırma eksikliği”, “bilimsel gelişmelerden yararlanmamak”tır. Bilim o kadar gelişti ki artık din adamlarının da bundan yararlanma zamanı geldi, geçiyor. Hıristiyanlıkta filozof ve hatta bilim adamı olan rahipler var. Bizim din adamlarımız “bilimden uzak durma” geleneklerini korumakta direniyorlar. Hz. Muhammed, “Bilim Çin’de bile olsa arayın.” derken onun izcileri bilime yüz vermiyor. Camide cennet-cehennem söylemleri insanları artık etkilemiyor, hatta uyutuyor. Onun yerine Ay’ın hareketlerini, güneşin yapısını vb anlatsalar veya karaciğerdeki mucizevî çalışmadan söz etseler herkes gözyaşları içinde namazını kılar. Çünkü evren de insan da tam bir mucizedir. Hem de somut mucizeler. Yani elle tutulur işaret(ayet)ler. Sözümüz o ki camilerde artık “soyuttan somuta” geçilmelidir veya soyutun yanında somut da anlatılmalıdır. Çünkü Kuran’a göre en önemli ayetler insan vücudu ve evrendir. Zaten “ayet” in bir anlamı da “işaret” dir. İşaretler nasıl anlaşılır? Akılla anlaşılır. Akıl nasıl kendini geliştirir? Okumakla geliştirir. Sadece dinsel değil bilimsel kitapları da okumakla gelişir. Bir din adamı evreni ve insanı yettiğince bilmek zorundadır. Bilmiyorsa, kalıplaşmış sözleri sürekli yineleyen hoca birazcık kenara çekilmeli, konunun uzmanları konuşmalıdır. Yani camiler Hz. Muhammed’in söylediği sözlere uygun olarak bilime ve bilimcilere kapılarını açmalıdır. Bu devrimi yapmanın zamanı çoktan geçmiştir.  İşte o zaman Hz. Muhammed’in istediği gibi din adamı bulabilirsiniz. Ama sürekli cennet-cehennem derseniz (adamın yaşamı zaten cehenneme dönmüş) insanları uyutursunuz. Zaten cami topluluğunun çoğunun göz kapakları hocayı dinlerken ikindi güneşi(!) gibidir. Neden? İşte bu nedenle. Yani topluluğun dikkatini çekecek sözler gerek, topluluğu coşturacak söylemler gerek. Mevlana’nın dediği gibi “yeni şeyler söylemek gerek, cancağızım.”

Söz sözü açıyor. Konumuz ilaç kullanımıyla ilgili orucu bozabilecek durumlardı. Dikkatimi çeken şey şu: Ağızdan doğrudan kullanılan astım püskürtmeleri orucu bozmuyor, kulak damlası bozuyor; göz damlası bozmuyor, kulak damlası bozuyor. Bir veya iki yıl sonra tersi söyleniyor ve bu böyle sürüp gidiyor.

Olayın tıbbî yönü şöyledir: Kulağınıza damla damlattınız, ne olacak, ilaç mideye ulaşır mı? Burada ölçüt “zarın sağlam olup olmaması” dır. Zar sağlamsa damla vücuda giremez. Zar delikse kulak damlası boğazınıza, oradan da mideye akar. İşte bu boğaza akma noktasına kadar söz hekimlerdedir; ama boğaza aktığında orucun bozulup bozulmayacağı konusu din adamının işidir. Burun damlaları ise genize akar, oradan da mideye iner. Ö.Nasuhi Bilmen’e göre buruna ilaç akıtmak, kulağa yağ damlatmak orucu bozar ve kazayı gerektirir; fakat kulağa giren su, orucu bozmadığı gibi, kulağa dökülen su da, tercih edilen görüşe göre orucu bozmaz. Bunun gibi, üzerinde kulak kiri bulunan bir karıştırıcının kulağa birkaç defa sokulup çıkarılması ile de oruç bozulmaz. (İmam Şafiîye göre bozar.) Şimdi buradaki çelişkiyi ortaya koyalım: Kulağa yağ damlatmak orucu bozuyor da su akıtmak niye bozmuyor? Yağ, ciltten emilir de onun için denecekse, o zaman kulak kiri bulunan çubukla karıştırmak da orucu bozmalı; çünkü kulak kirinin doğası da yağdır. Kaldı ki bu büyük din âliminin fetvasında “kulak zarı”nın durumundan hiç söz edilmemiş. Yani eksik ve çelişkili bilgiler Müslümanlara büyük âlimlerce sunuluyor, ne yazık ki! Hiçbir anatomik bilgi, hiçbir dayanak yok. Sadece “tercihe göre” deniyor. Yani yuvarlak sözler. Yine Bilmen’e göre insanın derisinden içeriye sızan şeyler orucu bozmaz. E, madem öyle, kulağa damlatılan yağ neden orucu bozsun? Gel de çık işin içinden!

 Gelelim göz damlasına. Göz damlası her zaman boğaza akar. Yani damlattığınız göz damlası etkili olduğu yerlerden geçip kalanı da boğazınıza ve oradan da mideye gider. Bilmen’e göre göze dökülen bir ilaç orucu bozmaz, boğazda hissedilse bile. Ama aynı kişi,”Kulağa dökülen su orucu bozar.” diyor. Oysa kulağa dökülen su mideye gitmezken göze damlatılan damla mideye gidiyor; ama nasıl oluyorsa oluyor, mideye gitmeyen ilaç orucu bozuyor; giden ilaç ise bozmuyor. Bu da çelişkili bir durum.

Diyanet İşleri Başkanlığına göre ağızdan alınacak hap, şurup ve pastil gibi şeylerin orucu bozacağında görüş birliği bulunmaktadır. Çünkü bunlar doğrudan mideye inmekte, esasen tedavi amaçlı olsa bile dolaylı olarak beslenme niteliği de taşımaktadır. Diyanet’in bu sözlerini dayanak alırsak göz damlaları orucu bozmalı, çünkü dolaylı da olsa mideye iniyor.

Yine aynı Diyanet göre,“Göze, burun veya kulağa damlatılan ilâcın orucu bozup bozmayacağı konusu ise tartışmalıdır. Kimi âlimler, göze damlatılan ilâcın orucu bozmayacağı, kulak ve burna damlatılanın bozacağı görüşünde ise de bunlardan burun içinin yemek borusuyla ve mideyle doğrudan bağlantısının bulunduğu, gözün dolaylı olarak boğaza açıldığı, kulağın ise mideyle böyle bir bağlantısının bulunmadığı düşünülürse, bunlardan sadece buruna konan ilâçlar hakkında ihtiyatlı olmak gerektiği sonucu çıkar. Böyle olunca, burna enfiye çekmek, boğaza inecek şekilde bol miktarda su çekmek gibi davranışlar orucu bozar. Bu organlara konan ve tamamen tedavi amaçlı ilâç ve damlalar ise orucu bozmaz. Çünkü bu son sayılan davranışın yeme ve içme, yani beslenme ve oruca karşı direnç kazanma faaliyeti sayılması isabetli olmaz.”

Şimdi Diyanet’in kararlarını sorgulayalım: “Bu organlara konan tedavi amaçlı ilaçlar orucu bozmaz “ diyor. Ama iki paragraf üstte de görüleceği üzere “…tedavi amaçlı da olsa dolaylı olarak beslenme niteliği taşımaktadır, bu yüzden orucu bozacağı yönünde görüş birliği vardır” diyerek kendisiyle çelişiyor. Kaldı ki kulak zarı delikse mideyle bağlantı var demektir. Ama yine bilgisizlik burada da kendini gösteriyor. Bir ilaç doğrudan veya dolaylı mideye gidiyorsa ve beslenme niteliği varsa (ki Diyanet ‘var’ diyor.) orucun bozulup bozulmayacağı konusu hepsi için aynı olmalıdır. Yani kararlar güvenilir değil ve dayanaksız.

Boğaza sıkılan püskürtmeler(spreyler) ise çok az parçacık içerir ve çoğu solunum yolundan emilir; ancak bir kısmı tükürüğe karışır ve mideye iner. Biz yolu gösteririz, orucu bozup bozmayacağı din adamının işi.

Durum işte böyle. Sizin söyleşilerinizde tartışıp “Şu hoca şöyle dedi, Diyanet böyle dedi, müftü şöyle dedi, bu damla orucu bozar, şu püskürtme (sprey) orucu bozmaz.” gibi tartışmalarınız da, aynı hocalar gibi, dayanaksız. Çünkü dayanaktan yoksun hocalara dayanıyorsunuz. Ama bu efendilerin kendinden emin biçimde konuşmaları insanları yanıltıyor; bana sorarsanız beni de güldürüyor.

Yıllardır süregelen ve güldürü konusu olacak bir noktaya değindik.

Ne diyelim? Başlığı yineleyelim yeter: ”Hoca verir fetvayı, vatandaş yer ayvayı!

                                                                Hocam kafam karıştı, nasıl alsam damlayı?”

Bu yazı toplam 903 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Elbistan Kaynarca Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0344-415 0 415 | Faks : 0344-415 0 415 | Haber Scripti: CM Bilişim