1 1
  • BIST 99.712
  • Altın 219,913
  • Dolar 5,3226
  • Euro 6,0481
  • Kmaraş 4 °C
  • Malatya 0 °C
  • Kayseri -3 °C
  • Sivas -2 °C
  • Adıyaman 3 °C
  • Elbistanspor, Şarkışla’dan 6-0 yenik döndü
  • Cumhur İttifakı heyetinden nezaket ziyareti
  • Pınarbaşı’ndaki mil ve kum vakum makinesi ile temizleniyor
  • Elbistanspor, Şarkışla’dan 6-0 yenik döndü
  • Cumhur İttifakı heyetinden nezaket ziyareti
  • Pınarbaşı’ndaki mil ve kum vakum makinesi ile temizleniyor

HARF DEVRİMİ

Dr.Zafer Eren

                              

1 Kasım 2013, yüzyıllarca dilini yazamamış, dinini okuyarak bizzat öğrenememiş, sözlü edebiyatı yazıya dökülemediği için dillerde yaşayakalmış,  özüne yabancı Acem ve Arap edebiyatı ile uyutulmuş bir milletin  öz seslerine uygun bir yazıya geçişinin 85. yıldönümü idi.

Evet, atalarımız dinimiz İslam’ı sadece veli menkıbeleri ile sevmiştir. Okuma yazması olmadığı için, her şeyden önce bir yazı dili olmadığı için yüzlerce yıl Kuran’ı okuyamadan bu âlemden göçmüşlerdir. Allah’ın  “Anlayasınız diye size indirdik.” dediği Kuran’ı, ne yazık ki anlayamadan yaşamlarını geçirmişlerdir.  Arapça bilen bir avuç azınlık da medrese adı altında Kuran’ımızın ayetlerini, Allah sanki bu ayetleri sadece onlara göndermiş gibi tekellerinde tutmuşlardır. Hacı Bayram, Hacı Bektaşî  Veli, Mevlana, Yunus gibi  veliler ve alperenler Anadolu’yu İslam ruhuyla ısıtmışlar, halk’a İslam’ı sevdirmişlerdir. Allah’ın yukarıda yazdığımız hükmü de yüzlerce yıl engellenmiştir.

Hilafetin Yavuz tarafından Osmanlı’ya geçişi imparatorluk için tam bir dönüm noktasıdır. Tarih kitaplarında geçmeyen bir saptamamı buraya düşmek istiyorum. Hilafetin Osmanlı’ya getirilişi Osmanlının çökmesine yol açacak ana nedeni de beraberinde getirmiştir. Hilafet Osmanlı’ya geçince Mısır başta olmak üzere bazı İslam ülkelerinden Eş’ari din adamları da Anadolu’ya getirilmiş; böylece Türk’ün İslam yorumu olan Hanefi  ve Alevi anlayışa Arap ruhu,Arap anlayışı bulaşmıştır. Daha sonra 17.yüzyılda Kadızadelerle, 18.yüzyılda da Vahhabilerle  zirveye ulaşan Selefiye damar Osmanlı’yı kemirmeye başlamış; Osmanlı’nın bilim ve teknolojideki gelişimine sekte vurmuş;zamanının en ileri  gözlemevini yıkmış,doğanın incelenmesini “Allah’ın hikmetinden sual sorulmaz.” diyerek engellemiş, bilim adamlarını kafir ilan edecek fetvalar vermekten de geri durmamıştır.

Türkler İslam’ı başlıca 2 şekilde okumuşlardır. Bunlar Hanefilik ve Aleviliktir. Bu iki anlayışın ortak noktası ise EHL-İ BEYTÇİ olmalarıdır.İmam-ı Azam, İmam Cafer’i izleyen, ”Onun yolunda ölürüm.” diyecek kadar Ehl-i Beyt’e bağlı bir din büyüğüdür, samimî  bir İslam aşığıdır.

İşte hilafetin gelişi,  Türk’ün bu Ehl-i Beyt yolunu bulandırmış ve selefiye-Vahhabiye  adı altında Arapçılığı  topraklarımıza sokmuştur. Bu da Osmanlı’nın kan ve ruh kaybına yol açmış; Osmanlıyı 100-150 yıl içinde Haçlılar karşısında savunmaya geçen zayıf bir ülke konumuna düşürmüştür. Bu  bana ait bir tezdir ve Osmanlı’nın yıkılışında  Ehli Beyt yolundan ayrılışın ANA NEDEN olduğunu saptamaktadır. Hilafet’in alınışının sonrasında Osmanlı , yol ayrımında bilime giden Ehli Beyt’i değil,yobazlığa giden Selefiye’yi seçmiştir. Bilim’e tamamen açık olan Ehli Beytçilik, peygamberimizin “İlim,Çin’de de olsa arayınız.” sözüne de uygun düşmektedir . İşin garip tarafına bakın ki bize ihraç ettiği ruhuyla bizi  geri bıraktıran anlayışın ata babası Araplar, bugün tarih kitaplarında “Bizim geri kalışımızın nedeni, Osmanlıdır.”  diye çocuklarına öğretmekte, İslam’ı kendi eski çöl anlayışlarıyla bulandıran anlayışı hala aklamaya çalışmaktadırlar. Bu yüzden de kafalarına her gün bir Haçlı bombası düşmekte,hala “Allahü Ekber” diyerek birbirlerini bombalamakta,Haçlılara taşeronluk yapmaktadırlar.

Selefi anlayışın, Ehli beyt’in terki ile Osmanlı’nın yıkımında ana rolü oynadığını söyledikten sonra gelelim Harf Devrimi’ne. Ülkemizde Selefi anlayışın uzantıları şöyle iddia etmektedirler : “ Harf Devrimi ile Türk insanı 1 günde yüzlerce yıllık tarihinden kopuverdi,1 günde cahilleşiverdi.”

 Ey okur; bunlar tarihçi değil,tahrifçi ve tahrikçidir. Sayılar ve kanıtlar apaçık ortadadır. O tarihlerde Batı ve Rusya’daki kütüphaneler  on milyonlarca kitap barındırırken  1925’teki rapora göre  bize kalan mirasa bakın: 64 ilin sadece 19’unda kütüphane var; ilçelerdeki kütüphaneleşme oranı  ise  %7’den az. Toplam kitap sayısı ise Batı ‘daki gibi on milyonlarla değil,  binlerle ifade edilecek kadar az ve çoğu da din kitabı. Bir de bunların Arapça olduğunu, halkın Arapça bilmediğini, okur yazarlık oranının da %3 olduğunu hesaba katarsak varın görün kopartılan şamatanın nasıl tahrifçilik olduğunu. Bu kadar sefil bir durumda sen hangi cehaletten söz ediyorsun; cehalet zaten Harf Devrimi öncesinde diz boyu. Kaldı ki, şu soru bile Harf Devrimi’nin gerekliliğini ortaya koyar: Bu ülkede Arap  harfleri ile okuma yazma oranı  %20 olsaydı  bu devrim başarıya ulaşabilir miydi? Ulaşamazdı.  Başarıya ulaştığına göre, demek ki bu devrim bir gereklilik idi.Bu durum,  gün gibi ortadadır. Elin gavuru kendi diliyle 16.yüzyılda romanını , öyküsünü yazarken bu topraklara bu edebî  türler 19.yüzyılın sonunda gelmiştir.Bu bile ,birkaç yıl sonra Ata’nın gerçekleştireceği Harf Devrimi’ne giden yolda bir kilometre taşıdır.

Harf Devrimi ile okuryazarlık ve basılan kitap sayısı hızla artarken Osmanlı’dan kalan eserler de hızla Türkçeye çevrilmiş ve halkın bu eserlerden yararlanması sağlanmıştır. Yani, aslında kütüphanelerde yığın olarak duran ve kimsenin yararlanamadığı eserler Harf Devrimi ile  halkın hizmetine sunulmuş; savlananın aksine yığın olmaktan kurtulmuştur.  Harf Devrimi kültürel kopukluk değil, kültürel bütünlük sağlamıştır. Şu nokta da unutulmamalıdır ki bugün Osmanlıca öğreten kurumların sayısı, Osmanlı dönemindekinden kat kat fazla ve kat kat niteliklidir. Peki, buna ne dersiniz?

Bu devrim, diğer devrimler gibi aynı zamanda Türk’ün özbe öz İslam anlayışı olan Ehli Beyt anlayışının Selefiye karşısında kazandığı bir zaferdir. Nasıl? Ezberiniz bozuldu ve tarih kitaplarında yazmayan saptamalarla karşılaştınız değil mi? Ama durum aynen böyledir. Aslında Atatürk’ün tüm devrimleri,  Ehli Beyt-Selefiye çatışmasında Ehli Beyt’in zaferleridir.  Bu durum, devrimlerin şimdiye dek saklanan İslami ruhunu da göstermektedir ve ilk kez burada açıklanmaktadır. Gazi Mustafa Kemal,Haçlılara karşı kazandığı zaferle,minarede ezan okurken vurulan müezzinin intikamını o Haçlıları denize dökmekle sadece ulusal değil;  aynı zamanda bir İslam kahramanıdır.

Harf Devriminin İslami bir diğer yönü de Kuran’ın dilimize çevirisidir. Böylece halkımız İslam’ı 1. Elden öğrenme şansı yakalamış ve bu devrim ile Allah’ın “Anlayasınız…” hükmü gerçekleşmiştir. Atatürk, bu devrimle Allah’ın bu hükmünü Allah’ın izniyle yürürlüğe koymuştur. Bu da “Kuran çevirilemez,sadece Arapça okunur.”diyen Selefiyelere karşı kazanılmış bir başka Ehli Beyt zaferidir.  Bu girişimle Elmalılı  Hamdi gibi büyük bir İslam alimi de tarihimize nakşolmuştur. Tüm İlahiyatçılar bu çeviriden yararlanmış ve günümüzde de halen yararlanmaktadırlar. Kuran’ın çevirisi için ilk öneri götürülen M.Akif Ersoy da yapılanları gördükten sonra “Allah, benim ömrümden alsın ,Mustafa Kemal’e versin.” diyerek yapılanları takdir etmiştir.

Bu yazımızda Harf Devrimini alışılagelmişin dışında irdeledik;  işkembeden atarak değil , sayılar ve kanıtlarla ortaya koyduk.

 Bu arada tüm Müslümanların Gadir-i Hum bayramını kutlar, bayram ve kandillerin unutulmaması gibi bu bayramın da unutulmamasını, gazetelere kutlama ilanı verilmesi için bu bayramın da vesile olmasını (!) dilerim.

 

Not:Bugün,Van ilinin adının Wan olarak değiştirilme çabaları ve benzeri çabalar da Harf Devrimi’ni ve Anadolu’daki Türk zaferini,Türk Cumhuriyetini yıkmaya çalışan Kürt Selefiye hareketinin girişimleridir. Bu noktada, köken olarak Türk olan Alevi Kürtlerin de uyanık olması  ve  oynanan oyuna karşı Türk Ulusallığı  yanında yer alması gerekmektedir. “Ne Mutlu Türk’üm Diyene “ sözü milli birlik için bir şemsiyedir. İftira edildiği gibi asla bir ırkçılık değildir. Bunlara karşı uyanık ve birlik olmak elzemdir. Milli birlik; devrimlere küfrederek değil,  ancak ve ancak  Malazgirt ruhuyla, Kuvayı Milliye ruhuyla sağlanır.Aksi halde 16. Yüzyılda içimize giren zehirin benzeri ile yıkıma uğrarız.

Bu yazı toplam 1402 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Elbistan Kaynarca Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0344-415 0 415 | Faks : 0344-415 0 415 | Haber Scripti: CM Bilişim