• BIST 103.235
  • Altın 197,827
  • Dolar 4,7171
  • Euro 5,5018
  • Kmaraş 16 °C
  • Malatya 20 °C
  • Kayseri 16 °C
  • Sivas 13 °C
  • Adıyaman 19 °C
  • 95 bin 724 seçmen sandık başına gidecek
  • Elbistan Bilim Şenliği başladı
  • Elbistan Şeker Fabrikası, 297 milyon TL’ye Mutlucan Tuz’a satıldı
  • 95 bin 724 seçmen sandık başına gidecek
  • Elbistan Bilim Şenliği başladı
  • Elbistan Şeker Fabrikası, 297 milyon TL’ye Mutlucan Tuz’a satıldı

HAFİF BİR SANCI

DOĞAN SOYDAN

Uçmak, göğün mavisinde doya doya kanat çırpmak kuşlar için özgürlüktür. Bir de daldan dala konup kalkmaktır kuşların özgürlüğü. Siz hiç yuvasında kanat çırpıp da uçmayan kuş gördünüz mü? Birkaç çırpınıştan sonra uçmaktan vazgeçip tekrar yuvasına konan kuşları… Bir kanadında uçma içgüdüsü bir kanadında yuvayı terk etme korkusu. Bir kuşun yuvasında kanat çırpıp da uçmaması, korkunun içgüdüye galebe gelmesinin sonucu olsa gerek. Özellikle de yumurtası, yavrusu yuvada olan kuşlar yapar bunu… Gözü gibi koruduğu bir şeyden vazgeçememek… Öyle sanıyorum ki kendi ilini, ilçesini, köyünü bırakıp da başka ellere giden herkes bu kuş tedirginliği yaşıyor. Ozan Mahzuni Şerif’in “Kondum kondum uçamadım,” dizesi hep böyle bir devinimi, böyle bir tedirginliği canlandırır gözümde; konup konup uçamamak; gitmek isteyip de gidememek; bir şeylerden vazgeçememek…

Tahsin Yücel’in bir yazısında okumuştum: “Anam bazen, ‘gök delinse de bir nefes alsam’ derdi,” diyor. Bunalımın, sıkılmanın sonucunda bir patlama cümlesi bu… İnsanların, bazen bulunduğu köyde, şehirde bunaldığı, sıkıldığı, “Buradan gitsem de bir nefes alsam!” dediği anlar olur, ama gidemez. Tıpkı yuvasında kanat çırpıp da uçmayan kuşlar gibi, uçmakla uçmamak, gitmekle gitmemek arası ikilemler yaşanır. Niçin? Geride bırakmaya kıyamadığı, vazgeçemediği değerler vardır da ondan. Başta ailesi, yakınları, doğup büyüdüğü sokaklar, gençliğini tükettiği caddeler, dili, kültürü vb… Kolay mı bunlardan vazgeçmek? İşte, doğup büyüdüğü yerden kopup başka yerlere göç edenlerin memleketini sık sık ziyaret etmesi böyle bir çırpınışın sonucudur; bir şeylerden vazgeçememek…

Geride bıraktığımız Ağustos’un son günleri… Eskişehir yönünden Ankara’ya doğru hızla geliyoruz. Yüzlerce araba gelip geçiyor sağımızdan solumuzdan. Bunların hiçbirisi dikkatimizi çekmiyorken ansızın 46 E… plakalı bir otomobil peyda oldu önümüzde. Benden önce eşim bağırdı, “Aha Elbistan!..” Heyecanlanmadık desem yalan olur. Bir biz onu, bir o bizi sollayıp durduk. Tanımadığımız halde, her geçişte o bize biz ona el salladık, selamlaştık.

Şairin, “İlk önce kımıldar hafif bir sancı,” dediği gibi içimde ince, hafif bir sancı kımıldadı. Biraz özlem, biraz burukluk; en çok da gurbet sancısıydı bu… Gelmek bir sancı, gitmek bir sancı.

Bir yandan 46 E…’ye el sallarken bir yan da şu dörtlük döküldü dudaklarımdan:

“Garibim her taraf bana yabancı,
Dertliyim çekinme doldur be hancı!
İlk önce kımıldar hafif bir sancı,
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş...”

 

Bu yazı toplam 2068 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Elbistan Kaynarca Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0344-415 0 415 | Faks : 0344-415 0 415 | Haber Scripti: CM Bilişim