“Çünkü onlar, zararları dokunmasın diye, dostlarını uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de, düşmanlarını kendilerine yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşmanlar dost olmadı... Ama uzaklaştırılan dostlar düşman oldu... Herkes düşman safında birleşince, onların yıkılmaları mukadder oldu... Ebâ Müslim Horasanî”
Yukarıdaki ifâdeler; asırlar öncesinden süzülerek günümüze gelen, hâlisâne bir söz demetidir. Bu ifâdelerin gerçekliliğine baktığımızda, yadsıyacağımız hiçbir yönü yoktur. Bu ifâdeyi genele şamil kılmasak bile, tarih ve günümüzde bu hâlin çeşitli misallerini görmek her zaman mümkündür.
Böyle bir girizgâhtan sonra, günümüz dünyasında hep kazanmaya oynayanların düştükleri ahvâli yazmak, şahsıma bir nevi borç olmuştur. Tarihin geleneksel yapısından olsa gerek, dünya kabuğunda hep kazanmaya oynayanlar, gerek kazanımlarına yeni kazançlar katmak, gerekse saltanatlarının idâmesini uzatmak için, çoğu zaman böyle bir rolü üstlenmişlerdir. Üstlendikleri rol, ahlâki ve imanî olmamasına rağmen, ne yazık ki bu rol; erdem sahibi olmayanların seçtikleri güzergâh olmuştur. Seçtikleri güzergâhın üzerinden belki uzun dönemler geçişler olmuştur ama, bahsedilen rolü üstlenenlerin encamları; çoğu zaman hüsranla sonuçlanmıştır.
Oysa gerçek dostlar kendilerini iyi günde değil, zor günlerde gösterirler. Bu anlayış gerçek dostların nişânesidir. Kazanım ve saltanat hırsına bürünenler bunu anlayamadıkları için, günübirlik hareket sahalarıyla kısa günde kazandıklarını gerçek kazanım sanmışlar; gerçek dostlarını anlayamamışlar; Ebâ Müslim’in dediği gibi onları yanlarından uzaklaştırmışlardır. Sahte, takiyeci, menfaatçi insanları yanlarına yaklaştıranlar; gün gelmiş edindiği sahte dostların marifet-i farikâları yüzünden, çok kötü hâllerde kalmışlar; dağılmışlar, çözülmüşler; bu çözüklüğün içinde de, yanlarında, ne eski (Gerçek) dostlarını, ne de halkalarına menfaat üzere sonradan eklenenleri bulabilmişlerdir. Yani, dar günlerinde ilk tekmeyi onlara vuran, hep Brütüsleri olmuştur.
Gerçek dostlar mı? Gerçek dostlar her ne kadar vefâ, sadâkat gibi duygulardan uzaklaştırılmış olsalar, bazı samimiyetsizliklerden incinmiş olsalar da, onlar; dar ve zor günlerde tekrar ortaya çıkarak, hayatın ahlâkî ve imânî yapısıyla hareket ederek, eskiden dost bildiklerinin yanında olmuşlardır. Ancak bu durum tarihte daimî olarak süreklilik de arz etmemiştir. Hatasını anlayan, yaptığı hatadan nâdim olanlara bu dostluk sunulmuş ama, hata behrinde ısrar edenlere, enaniyet güdenlere; bu bağış çoğu zaman sunulmamıştır. Kazanım ve menfaatleri için dostlukları zayi edenlere, tarih öyle bir tokat vurmuştur ki, bu tokadın sesi arşı âlâdan duyulmuştur. Aslında bu tokat beşerî gibi görülse de, tokadın sebebi hikmeti Haktan gelmiştir.
Aslında gök kubbe, ya da ulu çınarların altında herkese gölgelenmek için mesafe mesafe yer varken, gök kubbenin altını ve bütün ulu çınarların gölgesini şahısları adına kullanmak isteyenler, haktan gelen tokada müstahak olmuşlardır. Bazen bunlara acımamak, hatta bunların suratlarına beşerî tokatların defalarca vurulması gerekir. Zira, hak eden hakkettiğini bulmadığı sürece, dünyanın çivisi kaymaktadır.
İnsanların kendileri muhasebeye çekmeleri, zaman zaman kendilerini yargılamaları ve sorgulamaları; varsa yaptıkları hatalardan nâdim olmaları; ne ulvî bir şeydir. Ama, kendilerini hâşâ cahiliye devrinde olduğu gibi Tanrı gibi hissedenlerin, günümüzde belâ ve nice musibetlere maruz kaldıkları da görülmektedir. Ya da, isterse bu insanlar bu dünyada belâ ve musibetlere mâruz kalmasınlar; acaba yarın Hakkın divânında ne yapacaklardır. Hani şair diyor ya: “Ah Süleyman Süleyman! / Bu ayaklar nasıl ayak / Diyelim kabına sığdı / Mezâra nasıl sığacak...” Şair yoksa yanlış mı söylüyor?
Ortak akıl, ortak şuur, ortak hâfıza insanları, toplumları iyiye, güzele, doğruya götürür. Nefsin akla taklalar attırdığı bir zamanda, gerçek dostlara ve dostluklara ihtiyaç vardır. Menfaat üzerine kurulan birliktelikler dostluk değil, bu tür birliktelikler menfaatin bittiği yerde yol ayrışımlarıdır. Gerçek dostlukların, gök kubbemiz altında hoş bir sedâ olarak yeniden ses vermesi dileğimdir. Brütüslerden dost olmaz... Vesselâm.