| DOLAR | ![]() |
1,8295 |
| EURO | ![]() |
2,3265 |
| IMKB | ![]() |
56.936 |
| ALTIN | ![]() |
627,21 |
| Kayseri | 8/23 ºC |
| Malatya | 10/20 ºC |
| Kmaraş | 12/28 ºC |
| Sivas | 11/23 ºC |
| Adıyaman | 14/27 ºC |
![]() Celaleddin KURT
|
Son günlerde basın ve televizyon ekranlarına yansıyan öğrenci hareketleri, üniversitelerimizde daha önceleri sergilenen tanıdık fotoğraf karelerini bizlere yeniden hatırlattı...
Bizler, bu fotoğraf karelerini seksen öncesi yıllarda yaşamış bir kuşak olarak, günümüzde yaşanılan ahvâli çok iyi tanıyan, çok iyi bilenlerdeniz... Yaşadığımız o yılların hüzünleri hâlâ içimizden çıkmazken, yeni baştan aynı olayların hortlatılmaya çalışılması neyin işareti olsa gerek... Yoksa tarih, birileri tarafından yeni baştan tekerrür mü ettirilmek isteniyor? Büyük dramların, harlı ateş çemberlerinin içinden gelen, ya da bugünlere gelmeyerek kara toprağın bağrına gömülen 1980 öncesi kuşağının ahvâlini yazmak, son olaylardan sonra sanırım bir boyun borcu olmuştur. O fetretli günleri yaşayan, yani o kuşağın bir insanı olarak bu boyun borcunu ifâ etmek; bizden sonraki kuşaklar açısından sanırım faydalı olacaktır. Fırtına ve kasırgaların sağa-sola savurduğu, sûnî bir şekilde oluşturulan deprem enkazlarının altında bırakıldığı 1980 öncesi kuşağının tahlili; aslında şimdiye kadar çok ciddî mânâda yapılmalı, hatta bu kuşağın tarihi, bir ibret vesikası olarak yazılmalıydı... O yıllardan bu yıllara yirmi küsur sene geçmiş olmasına rağmen, bu mânâda hâlâ ciddî çalışmaların ortaya konulmayışı bir eksiklik olarak görülmektedir. Özellikle son yıllarda, gerek matbuatta, gerek televizyon kanallarında görülen bu paraleldeki bir takım çalışmalar varsa da, bu çalışmalar o kuşağın kısmen zahiri yönünü anlatmakta olup, işin esas yönünü, yani sosyal ve psikolojik cephesini anlatmamaktadır. İdealler mânâsında iki ayrı kampa bırakılan iki ayrı kuşağın, ülke ve yurt sevgisi konusunda aslında hiçbir farklı duygu taşımadıkları kanaatini taşıyorum. Her iki kesimin de ülke ve yurt sevgisi ideallerinden zerre kadar şüphe duymuyorum. Velâkin, o zamanın şartlarında iç dinamiklerimize sızan iç ve dış unsurları görmek, bu unsurların kardeşi kardeşe düşüren ajitasyon ve pravakasyonlarını anlamak; herhalde çok önemli bir tespit olsa gerek!... Dün bunu anlayamayan idrâkler, sanırım bugün çok iyi anlıyorlardır. 1980 öncesi kuşağı olarak, bizlerin o yıllardan kalan iç yansımaları vardır. İç yansımalarımızın bütün çıplaklığıyla yazılması, tarihe kayıt düşülmesi mutlaka elzemdir. Hatta bu seyirde, sorgulanması gereken her ne varsa sorgulanmalı, günümüz nesli bu sorgulamadan ibretler almalıdır. İnanç, teori ve pratikler perspektifinde 1980 öncesi kuşağını sağ ve sol statülerde yazmak, o kuşağın dünden bugüne olan yansımalarını bir öz eleştiri neticesinde ele almak, sanırım faydalı bir çalışma olacaktır. Amacım, 1980 öncesinin bâdireli günlerini gören birisi olarak, günümüz kuşağına reel ve objektif bir anlatım sunmaktır. Bu anlatımı yaparken, tek taraflı bir ideoloji mantığıyla hareket etmek, kesinlikle duygu ve düşüncelerim içerisinde değildir. 1980 öncesinde yaşanılan, ya da birileri tarafından metazori olarak yaşatılmaya çalışılan bir dönemin ahvâli, objektif olarak günümüz kuşağına aktarılmalıdır. Öncelikle son zamanlarda, üniversitelerde yeniden hortlatılmaya çalışılan öğrenci olaylarıyla, geçmişin muhasebesinin günümüz kuşağına aktarılması bir kez daha mecburiyet olmuştur. 1980’li yılların buhranlı, meşakkatli ve bâdireli günlerinde yaşayanlarının, günümüzün kuşağına karşı sorumlulukları vardır. Bu sorumluluk; aynı ülkenin çocuklarının birbirlerine, yani kardeşin kardeşe o yıllarda nasıl düşürüldüğünün mesajını içeren bir sorumluluk olmalıdır. Bu sorumluluğu mutlaka birileri üstlenmelidir. Gerek sözlü, gerekse yazılı ifadeler bu sorumluluğu beslemelidir. Bir öz eleştiri dairesinde okuyuculara serdedilen anlatımda, hadiseleri bütün çıplaklığıyla anlatmak çok önemlidir. Bunun için de, anlatımımıza konu olan 1980 öncesi döneminin, özellikle iki ahvâline çok iyi bakmak gerekir. Bunlar; o yılların idealizm ve buhranlarıdır. Bunlar, günümüz kuşağı tarafından iyi algılanırsa, ülkemizin ufku ve yarınları açık olacaktır. O günlerden alınacak bir takım ibretler, hem günümüz kuşağını, hem de Türk toplumunu huzurlu kılacaktır. Son zamanlarda televizyon ve basından takip ettiğimiz öğrenci hareketleri ve kamplaşmalar, 1980 öncesinin kuşağı olan bizlere, çok tanıdık gelmektedir. Fırtınalı, çileli ve meşakkatli günleri yaşayan bizlere, günümüzün bu yansıması çok büyük üzüntüler vermektedir. Zirâ; bir dönem bu fotoğraf karelerinin bedelini bizim kuşağımız çok acı bir şekilde ödemiştir. Sunulan bedelin karşılığı genç yaşta ölümleri ve gençliklerinin baharında olanlara esaretleri getirmiştir. Dün yaşanılan onca acı ve gözyaşının günümüzde yaşanılmaması, 1980 öncesinin ateş çemberinden geçerek gelenlerin sorumluğuna bağlıdır. O kuşak kendi dönemlerinde yaşadıkları ahvâlin iyi ve kötü yönlerini, yani ideallerini ya da aldatılmışlıklarını yeni kuşağa bir ibret çizgisinde aktarabilirlerse; güzel haller, güzel günler yeni kuşağın olacaktır. Yoksa, eski bildik, tanıdık fotoğraf kareleri Türk toplumunun üzerinden hiçbir zaman eksik olmayacaktır. Günümüz kuşağının yeni yeni yanılsamalara düşmemesi için, eski kuşağın yaşadıklarını iyi tahlil etmesi, o dönemin idealizmini ve buhranlarını çok iyi algılaması gerekir. Büyük dramların, harlı ateş çemberlerinin içinden gelen, ya da bugünlere gelmeyerek kara toprağın bağrına gömülenlerin idealleri bu mânâda çok dehşetengiz olmuştur. İdealler noktasında kollektif mücadele şuuru, fedâkârlık sadâkât unsurları o neslin en önemli özellikleridir. İşte bu noktada, doruklara ulaşan bir idealizm çizgisinde o nesil; saf-arı ve samimi bir düşünce ufkuyla hareket etmiştir. Hareketlerinin güzergâhı her zaman “Ülke” olmuş; hareketlerinde bireycilik olmamıştır. Kollektif bir düşünceyle hareket eden, ülkem için daha fazla nasıl bir fedâkârlık yapabilirim düşüncesinde olanlar; o dönemin ideallerinden beslenen ve beslendikleri idealle bireyselliği kabul etmeyen nesillerdir. Genç yaşta ölümlerle tanışan ve esareti yüklenen bir neslin, bireysel düşünceleri o yıllarda yoktur. Fırtına ve kasırgaların sağa-sola savurduğu, sûnî bir şekilde oluşturulan deprem enkazlarının altında bırakıldığı 80 öncesi kuşağı, idealler mânâsında gerçekten birer bayrak örneği idiler. İnandıkları idealler doğrultusunda sergiledikleri ferâgat, samimiyet, sadâkât ve kollektif şuur anlayışlarının ifadesi; anlatım ve yazılımlara sığmayacak kadar büyüktür. İdealler manâsında iki ayrı kampa ayrılan iki ayrı kuşağın, ülke ve yurt kavramları, yani yurt sevgisi konusunda (İstisnalar hariç) pek farklılıkları yoktur. İdeallerinin hedefine ulaşması doğrultusunda, belki metot ayrılıkları vardır. Ama gelin görün ki, o günün şartlarında dinamiklerimizi parçalamak isteyen iç ve dış unsurlar; birbirlerinin kardeşi olan iki kuşağı birbirine düşürmüşlerdir. Nihâyetinde ülkemizde acı, göz yaşı, terör ve anarşi başlamıştır. Ter ü taze ölümler, cezaevi esaretleri, iç ve dış güçlerin, yani Türkiye düşmanlarının bizlere armağanı olmuştur. İşte burada günümüz kuşağı geriye dönüp şöyle bir bakmalı ve sûnî bir bir şekilde oluşturulan ayrılık çizgilerini çok iyi görmelidir. Yeni kuşak, eski kuşağın idealizminden faydalanmalı, o yılların fetret dolu buhranlarından ise kaçmalıdır. Çünkü, geçmişin güzergâhındaki ideallerde çok naif güzellikler, buhranlarındaysa çirkinlikler vardır. 1980 öncesinin buhranlarına çok iyi bakıldığında; kan, gözyaşı ve çilelerle yoğrulmuş fotoğraf karelerini görmek mümkündür.böyle bir yapının arkasındaysa o günlerde, bir takım hain unsurların oluşturduğu çıkar çevreleri vardır. Uyuşturucu kaçakçıları, silah tüccarları, yurdumuz üzerinde emelleri olan karanlık çevreler bu organizenin içinde olan güçlerdir. İç ve dış bünyede oluşan ve oluşturulan çıkar çevrelerinin hesapları; yine o günlerde farklı farklı hâldedir. İç çıkar çevrelerinin hesapları siyâsî, nefsî bir takım kaygılar iken, dış güçlerin hesabı; bölge ve yerleşim açısından stratejik bir öneme haiz olan Türkiye’nin kalkınmasını engelleme çabalarıdır. Bu çaba dün gösterildiği gibi, günümüzde de gösterilmektedir. İç bünyede oluşan siyâsî mülahazalar, fildişi kulelerinde oturan sendika patronlarının zevk-ü sefaları, her köşe başında cirit atan dış güçlerin pravakörleri, o günlerde Türkiye’yi soluk aldırmama noktasına getirmiştir. Buhranlı günlerin birbirini beslediği günler sürüp giderken, Türkiye’nin en ücra beldesinden en metropol şehrine kadar, her gün onlarca insanımızın ölümü, o günlerde muhdat hâle gelmiştir. Kurtarılmış mahalleler, kurtarılmış sokaklar, hatta o yıllarda kurtarılmış şehirler oluşmuştur. İnsanlar bir semtten bir semte gidemez olmuş; geceleri sokaklara çıkmak imkansız bir vaziyete dönüşmüştür. Bu hâlden en çok fakir fukara çocukları etkilenirken, yani ölen, cezaevi esaretleri yaşayan, yaralanan onlar olurlarken; zengin aile çocuklarının hiçbir şekilde bu ahvâli yaşadıkları görülmemiştir. Gerek sağ, gerekse sol kamplarda, o yılların buhranlı günlerinde kalanlar; mütemadiyen saf ve garip Anadolu çocuklarıyken, bu çocukların psikolojik ve sosyal yapılanmalarından, o yıllarda dehşetengiz bir şekilde faydalanılmıştır. Para babalarının, kapitalistlerin, emperyalistlerin, silah kaçakçılarının hain emelleri; binlerce Türk gencinin ölümlerine sebep olmuştur. Hatta birileri de yine, üstün çıkarları doğrultusunda, o yılların terör hareketlerinin olgunlaşmasını ve hadiselerin iyi bir gerekçeye dayatılmasını ısrarla beklemişler; sırf bu olgunlaşma sürecinde üç bin insanımızın ölümü, binlercesinin de yaralanma hadiseleri gerçekleşmiştir 1980 öncesi dönemi, Türkiye ve Türk insanı açısından çok bahtsız bir dönemdir. Bu dönemdi açılan yaraların tedavi ve onanması uzun seneler mümkün kılınmamıştır. Evlâdını yitiren ana ve babaların, nişanlılarını kaybeden genç kızların göz yaşları hiçbir zaman dinmemiştir. Velhâsıl o günlerde Türkiye, bir uçtan bir uca fetretli günler yaşamıştır. O günlerin yarattığı açmazlar, hâlâ günümüzde sürmektedir. Ülkemizin geri kalmışlığı, kalkınamama problemleri, kişi başına düşen millî hasılanın çok düşük oluşu, iç ihtilaflar; hep o günlerin fetretli yapısının eseridir. Bugün ülkemiz, arz ettiğimiz mânâdaki problemleri aşamıyorsa, ortada sosyal ve kültürel açmazlarımız varsa, bunların sebepleri gün öncesine dayalı yıllardan gelmektedir. En bariz menfi armağanlarsa, demokrasimizin intikaya uğradığı zamanlardan gelen armağanlardır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve insanlarının mutlu-huzurlu ve kalkınmış bir Türkiye profiline kavuşmaları artık elzem olmuştur. Senelerdir sûnî bir şekilde, iç ve dış düşmanların yarattığı ayrılıklar artık tükenmeli; acı, meşakkat ve anaların gözyaşları artık dinmelidir. Böyle bir Türkiye tablosunun oluşması içinse, yazımızın başında belirttiğimiz 1980 öncesi kuşağının sorumluluğu mecburiyettir. O kuşak tarihî bir misyon üstlenerek, kendilerinin silah-mermi-bomba; yani terör girdaplarında kaybettikleri zamanlarını, o zamanda çıkar çevrelerin hain gayelerini ve bir neslin nasıl mahvedildiğini yeni nesle anlatmalılar, hatta yazmalıdırlar. Çağımız; sloganlarla, hamasi yapılanmalarla örtüşen bir çağ değildir. Dün atılan slogan ve hamasi nutukların yerini, bugün; ilim-kültür ve sanat üçgeninde akademik bakışlar almalıdır. Yani, üniversiteli gençlerimizin algı güçleri, böyle bir güzergâha yönlendirilmelidir. Dünyanın bio enerji, dijital sanayi, bilgisayar, internet çağına yöneldiği bir zamanda, bizim gençlerimizin hâlâ sloganlarla geçirecekleri zamanları olmamalıdır. Yeni bir Türkiye rüyâsı yolunda gençlerimiz; istidatları doğrultusunda uzmanlaşmalı, bilgisayarla tanışmalı, hayata akademik pencerelerden bakmalıdırlar. Ayrılık, ihtilaf ve kavga, Türk gençliğinin işi değildir. İnsanlar hür iradesi doğrultusunda çeşitli fikirlere sahip olabilirler. İnsanların taşıdıkları fikirler hangi noktada olursa olsun, insanlar bu fikirlere saygı duymalıdırlar. Düşünce ve fikir sahipleri, hayatı farklı olarak yorumlayabilirler. Düşünce ve fikirlerin işleme sahasında bir takım metot farklılıkları da olabilir. Eğer bu farklılıklardan “Toplum-Devlet-Vatan” değerlerine karşı bir yanılsama yoksa, görüşlerin çok boyutlu olmasına üstün bir saygı gösterilmelidir.








Tel:0344-4153549 | Destek: kaynarca2003@gmail.com | Yazılım ve Sistem Yönetimi: CM Bilişim




