Mükrimin Halil Yinanç Hoca; bir sohbetinde üç tip taifeden bahsetmiş; bunları şöyle sıralamıştır.
Esâfil-i şark (şark kurnazları), ehl-i şiş (kaba kuvvetçiler), ehl-i ırz (etliye sütlüye karışmayanlar.) Hoca, ülkemizde her üç taifenin içinde, en tehlikeli olarak esâfil-i şark, yani şark kurnazlarını işaret buyurmuşlardır.
Mükrimin Halil Yinanç Hocanın esâfil-i şark (şark kurnazları) kavramı; günümüz cari hayatında ne acıdır ki hâlâ gözlerimize çarpmaktadır. Şark kurnazlarının bütün cambazlıkları ve ilginç fırıldaklıkları idâmesini sürdürmektedir.
Hatta şark kurnazlarının sivil mektepleri; misyonlarını ötelere taşımaları yolunda, telaş ve gayret içinde mezunlarını her geçen gün çoğaltmakta; bayağı, âdi ve nâdan olan esafil-i şarkçılar; sivil mekteplerinden aldıkları diplomalarla hayatın her sahasında tasallutlarını artırmaktadırlar.
Çıkar, ikbâl ve her cephede menfaat temin etmede çok mâhir olan bu taifenin mensupları, aslında memleketin keneleri ve asalaklarıdır. Bunları kapıdan kovsanız pencereden, pencereden kovsanız kovuldukları yere bacadan girerek yüzsüzlüklerini sergilerler ve asla menfaat temin etmedeki mücadelelerinden vazgeçmezler.
Gerçekten de bu taife, Mükrimin Hocanın tarif ettiği iki taifeye göre daha çok tehlikeli ve cevvaldirler. Nadanlıkları olduğu için de cesaretli görünürler. Bu tipler; özellikle yönetim arzı olan yerlere daha çok yaklaşırlar. Özellikle yönetim arzında olanların, şark kurnazlarının tehlikelerinden uzaklaşmaları çok zordur. Çünkü şark kurnazları, yönetim arzına verdikleri oyların karşılığını, yüz bin kere almadan o cenahtan uzaklaşmazlar. O cenahta kaldıkları sürece de, o yönetim arzını dâimi olarak zararlara uğratırlar.
Şark kurnazlarının büyük bir çoğunluğu maddî menfaat temininde çaba sarf edip, bu yolda marifet-i farikalarını sergilerlerken, bazı şark kurnazları da, sırf imtiyazlı insanların yanında olma, onlarla oturup kalkmada (kerâmet varmış gibi), bir takım ucuz ve adi hesapların peşinde olurlar. Bunlarda en az diğerleri kadar tehlikelidirler. Bunlara da özellikle çok dikkat etmek gerekir. Bu tipler laf alıp laf satmada, laftan terâzi tutmada, çarşı pazarı laf eylemede çok mahir olup, toplum dokusunu bu taifenin insanları kaos ve kargaşalara girdirirler.
Mükrimin Halil Hoca her üç tasnifinde de haklı tespitlerde bulunmuş bulunmasına ama, bu tasniflerin yanında bir dördüncü tasnif ve taife bu memleket için artık çok elzem, çok gereklidir. Memleket hizmetlerine şark kurnazlığıyla bakmayan, ülke ikbâlinde hamasi düşünceleri ön plana çıkarmayan, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” felsefesiyle yaşamayan yeni bir taife, gerçekten bu ülke için mecburiyet olmuştur.
Millî refleksleriyle yaşayan, ahlâkî kavramların temsilcisi olan, demokratik düşünen, insan hak ve özgürlüklerine saygı duyan, doğulu ve batılı olma cenderesinden sıyrılıp, kendisi olabilen bir taifeye, bu memleket hasret kalmıştır. Böyle bir taifeye; hocanın verdiği isimlerden bir isim verecek olsak ne diyebiliriz ki? Ehl-i mefkûreciler desek olur mu?
Bu memlekette insanlarımızın mefkûreleri kalmamıştır. İnsanlarımızın mefkûreleri bir şekilde çalınmış ya da mefkûrelerin içi boşaltılmıştır. Türk-İslâm idrâkine, çağın getirdiği bütün tereddütlere rağmen, yeni mefkûreler gereklidir. Bu mefkureleri gerçekleştirecek ve dünya idrâkine sunacak olanlar da ehl-i mefkûrecilerdir.
Bizlere; ilim, bilim, medeniyet rüyâlı mefkûreler ve ehl-i mefkûreciler gerek! Değil mi? Dostçakalınız...