• BIST 97.098
  • Altın 259,243
  • Dolar 5,7330
  • Euro 6,4543
  • Kmaraş 22 °C
  • Malatya 20 °C
  • Kayseri 11 °C
  • Sivas 11 °C
  • Adıyaman 21 °C
  • Arpa tarlasındaki yangın için seferber oldular
  • İl Sağlık Müdürlüğü, aşırı sıcaklara karşı uyardı
  • Anız yakana, dekar başı 60 TL ceza kesilecek
  • Arpa tarlasındaki yangın için seferber oldular
  • İl Sağlık Müdürlüğü, aşırı sıcaklara karşı uyardı
  • Anız yakana, dekar başı 60 TL ceza kesilecek

ELDEKİ KUŞ MU DALDAKİ KUŞ MU?

Bekir YILMAZ

Hayatın kendisi ve içinde barındırdığı bütün fırsatlar eldeki kuş ve evdeki bulgur gibidir. Bu yüzden sahip olduğumuz her varlığın ve her anın değerini bilmemiz gerekir.

Fırsatlar elden gidince de ah vah etmenin ne bir esprisi nede bir mantığı vardır.

Başarı, esrarlı sözlerde değil, kalıcı mesajlarda saklıdır. Fikirleri zihinlerde kalıcı kılmanın yolu da etkili mesajlar vermektir. Hani yılların birikimini tek bir cümlede anlatan, asırlardır nesilden nesile taşıyan, sahip olunan şeyin sahip olunmayanlardan daha iyi olduğunu anlatan atasözlerimiz vardır ya;

“Eldeki kuş daldaki kuştan iyidir” ve “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” gibi. Bu sözler siyaset, ticaret ve bürokrasi başta olmak üzere toplumun her kesiminde ve katmanında güncele uyan sözlerdir.

Peki, bir hikâyesi var mıdır?

"Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" sözünün?

Varmış. Bakın neymiş. Ders çıkarmak adına hikâyeye bir göz atalım.

“Dimyat kuzey Mısır'da Akdeniz kıyısında ve Süveyş Kanalı yakınlarında bir kenttir. Eskiden Mısır’ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Türkiye’ye getirilirmiş. Dimyat’a pirinç almaya giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdeniz’de Arap korsanları tarafından soyulmuş ve adamcağızın kemerindeki bütün altınlarını almışlar. Bin bir müşkülât içinde Türkiye’ye dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmek durumuna düşmüş. İstanbul’dan kalkmış memleketi olan Karaman’a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar.”

Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak hikâyesinin aslı buradan kalmıştır.

Tekrar başa dönecek olursak daldaki kuşların değil eldeki kuşların değerini bilmek, onları boğmamak veya elden kaçırmamak gerek. Elimizdeki kuşu kaçırırsak sonuç ne olur? Heba olan umutlar, heba olan duygular gün ışığına çıkar.

Dalda olup eline geleceği belli olmayan kuşu, elinde hâlihazırda bulunan kuşa değişme derler ama daldaki kuşu eldeki kuştan daha değerli görenler vardır. Elimizdeki kuşu uçurup dalda kuş aramaya gerek yok!

Şayet elimizdeki kuş karga değilse.

Kalıcı fikirlere en güzel örneklerden bir hikâye anlatacağım şimdi.

“Küçük bir kasabada yüksekçe bir tepede, çocukların pek sevdiği bilge bir ihtiyar yaşarmış. Küçük kasabanın çocukları bu sevimli ihtiyarı hem severler hem de ona büyük bir saygı duyarlarmış. Onların çocukça sorularını, küçücük sorunlarını herkesten çok o ciddiye alıyormuş. Yaşlı bilge çocukların en çok hoşlandığı şeyi yapıyormuş; çocukları büyük bir merakla, derin bir ciddiyetle dinliyormuş. Onun can kulağıyla kendilerini dinlediğini gören çocuklar, bazen kendi bilmecelerini sormak, bazen de yeni bilmeceler öğrenmek için o yüksek tepeyi birkaç adımda çıkarlarmış. Bir gün iki çocuk, yaşlı adama bilemeyeceği bir soru sormaya karar vermişler. Küçük bir kuş yakalayıp tepeye doğru yürümeye başlamışlar. Yaşlı bilgenin yanına gelince, çocuklardan biri kuşu avuçlayıp arkasına gizlemiş ve sormuş:“Bil bakalım, elimdeki kuş canlı mı, ölü mü?” Yaşlı adam gözünü çocukların gözlerinde gezdirmiş bir süre. Uzunca bir sessizlik olmuş… Öyle ki, çocuklar ilk defa yaşlı bilgeyi zorladıklarını düşünmeye başlayıp kurnazca tebessüm etmişler. Sonunda derin bir nefes almış yaşlı bilge ve soruyu soran çocuğa dönmüş:

“Bu sorunun cevabı senin elinde! Avucundaki kuşun canlı olduğunu söylersem, onu sıkıp öldüreceksin. Ölü olduğunu söylersem ellerini açacaksın ve kuş özgürlüğe kavuşacak.” Sonra çocukların şaşkın bakışları arasında boşta kalan minik elini tutmuş çocuğun. Çocuk mahcubiyetle elindeki kuşu yaşlı bilgenin avuçlarına bırakmış… Yaşlı bilge birkaç kez okşadığı kuşu salıvermiş; ötelere kanat çırpan minik kuşun kanat sesleri daha havada yankılanırken konuşmasını sürdürmüş: “Ellerinde, hayatın ve ölümün kararını tutuyorsun oğlum. Senin içinde hayata, umuda, coşkuya, özgürlüğe son vermeye yeter bir yıkım tercihi var. Senin içinde, hayattan, umuttan, özgürlükten yana olmaya yeten, bütün kuşkanatlarını özgürlüğü salan bir güzellik tercihi de var. Hayat ile ölüm arasında, iyilik ile kötülük arasında, yapmak ile yıkmak arasında bir yerdesin şimdi. Avuçlarını sıkıp bir hayatı sessizce sona erdirebileceğin gibi, avuçlarını açıp bir hayatın özgürce kanat çırpmasına da izin verebilinirsin.

İkisi de senin tercihindir; ikisinden birini yapmakta özgürsün… Ancak kuşun yaşayıp yaşamayacağını benim cevabımın belirlemesine izin verirsen, iyi ile kötü tercih yapma bilgeliğini kazanmaktan vazgeçmiş olursun. Hem kötüyü tercih etme sorumsuzluğuna düşüp, iyiliği seçme sorumluluğunu üzerinden atmış olursun, hem de iyilik yönündeki tercihin sahici olmaktan çıkar. Her iki durumda da sadece kuşu sıkıp öldürmek gibi, kendi sorumluluğunu ve kişiliğini kazanma fırsatını kaçırmış olursun."

Eldeki kuşun ve kuşların değerini bilmek gerekir.

Öyle ya, fırsat kaçar, kuş uçar, hayat biter.

Ama işin enteresan tarafı ne biliyor musunuz?

Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak!

Tarihin örneklerinden günümüze gelelim;

Sahip olduğumuz değerlerimizi kaybedince anlayabilme gafletinden kurtulalım.

 

Bu yazı toplam 113 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Elbistan Kaynarca Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0344-415 0 415 | Faks : 0344-415 0 415 | Haber Scripti: CM Bilişim