(Kapitalizm; Bakkallar ve Marketler)
Vahşi kapitalizmin büyük uygulama alanları bulduğu ülkemizde, bu yoğunlaşmadan büyük oranda etkilenen yerlerden birisi de Elbistan olmuştur. Son zamanlarlarda arka arkaya açılan market zincirlerine baktığımızda, esefle söylenmeli ki bu kuruluşlar; Elbistan’ın maddî nakdini alıp, Elbistan’a hiçbir hizmet de yapmadan, topladıkları paraları topraklarımızın çok uzaklarına götürmektedirler. Bu durum; topraklarımızda hiçbir üretimi olmayanların, tüketici konumunda bıraktıkları Elbistan’ı sömürge konumuna getirmelerinden başka bir şey değildir.
Değişen ve küreselleşen dünya çehresinde bu hâl belki normal görülebilir. Ama, kapanan ve işletme açısından çok büyük sıkıntılara giren bakkal ve küçük esnafların düştükleri darboğazları gördüğümüzde, Türkiye genelinde birkaç rantiyecinin saltanatı uğruna, on binlerce esnafın kepenklerini kapatması millet vicdanında hiç mübah değil, hatta büyük bir vebâl olarak görülmektedir.
Marka hâline gelen ve Türkiye genelinde sayıları on beş-yirmiyi bulan özellilikle marketler zinciri, küçük esnafı tamamen bitirmiştir. Küçük esnafın bitişe doğru yol almasının göstergesi, vahşi kapitalizmin acımasız bir oyunu olarak karşımızdadır. Acımasız oyunun bütün ülkemizde sergi alanı bulmasıysa önemsenmesi gereken bir durumdur. Küçülen ve ezilen esnafın bizzat devlet eliyle korunması, ya da küçük esnafın kendi aralarında örgütlenmeleri ve vahşi kapitalizme karşı mücadele etmeleri artık elzemdir.
Bazen düşünüyorum da esnaflar adına kurulan bir takım dernekler ve odalar ne işe yararlar. Meselâ; bahsettiğimiz konuyla alâkalı olarak, kapitalist düşüncenin yayılmacı ürünü marketlerin; bakkalları ve küçük esnafı bitiriş süreci, bahsettiğimiz dernek ve odaların ne kadar lügatine sığmaktadır? Küçük esnafın ezilişi, sömürülüşü ve hatta bitirilişi alenen görülürken, mâlum dernek ve odaların misyonu sadece aidat mı toplamaktır? Geziler mi düzenlemektedir?Yoksa, onların dertleriyle hemhâl olup, bir takım fizibilitelerle onları örgütleyip, kooperatifleştirip düştükleri sıkıntılardan kurtarmak mıdır?
Elbistan topraklarında müteşebbis iş adamlarının gerek azlığından, gerekse orta ölçekli fabrikalaşma yoluna gidilemediğinden büyük boyutlu işsizlik emâreleri bu topraklarda her zaman görülmektedir. Riske girmeyen, üretici konumuna gelmeyen bölgemiz zenginleri; daimî olarak kuyumculuk ve hazır olanı satmak gibi ticarî işlere girip, fabrikalaşmaya gitmemektedirler. Fabrikalaşmaya gidilmeyen bir Elbistan çehresindeyse, istihdam alanlarının oluşmayışından işsizlik her geçen gün artmaktadır. Aslında bu bir vebâldir. İmkanları varken üretime yönelik işletmeler açmayan, paralarını bankalarda günübirlik faiz ve repoya yatıranlar, sadece yap-satla uğraşanlar bahsettiğimiz vebâlin de en büyük ortaklarıdır.
Elbistan’da ortak akıl ve ortak düşünceyle bir araya gelişler, yukarıda anlattığımız sıkıntılarımıza çare olabilir. Elbistan’ın iktisâdî kalkınması da buna bağlıdır. Sermayelerin ve ortak aklın birleşmesiyle ortaya çıkacak müteşebbis anlayışlar da irili-ufaklı bir takım işletmeleri hayata geçirecektir ki, bu da işsizliği önleyecek, istihdam alanlarını artıracaktır.
Marketler konusunda paralarımızın Elbistan dışına çıkmaması ve bölgemizde kalan paraların yeni işletmelerle istihdamlara kapı aralaması içinse, yerli marketlerin çeşitli mahallelerimize şubeler açmasıyla orantılıdır. Yerli marketlerin semtlere açacakları şubeler, dış kaynaklı marketlerin ayaklarını Elbistan’dan kesecek, paramızın istihdamı da Elbistan’da kalacaktır. Hatta bu durum, yerli market işletmecileri tarafından mecburiyet olmalıdır. Elbistan kaynaklı paraların Elbistan’da istihdam edilmesi ve yeni kurulacak işletmelerle işsizliğin önüne geçilmesi açısından bu anlayış mutlaka denenmelidir. Kapanmaya yüz tutan, hatta kapanan bakkallarda bu işin içine mutlaka çekilerek, bir yara tedavi edilmeye çalışılmalıdır. Bunun önderliğini de esnaf dernekleri ya da ticaret odaları yapmalıdır.
Elbistan bizimdir ve uzun asırlar boyu da bizim olmalıdır. Küreselleşmeye giden bir çehrede vahşi kapitalizm, Elbistan’ımızı elimizden almak istemektedir. Kendi iç bünyemizde zenginliğimizi, kalkınmamızı, birlikteliğimizi oluşturmaksa yine bize bağlıdır. Bütün konularda olduğu gibi, iktisâdî konularda da millî ve yerli düşünmek, bizim kârımızadır. Yukarıda arz ettiğimiz sıkıntıların asgari bir seviyeye inmesi yerli ve millî düşünmemizle orantılıdır. Yerli ve millî düşündüğümüzde yerelden küresel çizgiye ulaşmamız daha yakın olacaktır.