Bayram öncesi bu yazı ne alaka diyenlerimiz olacaktır.
Aklıma geldi. Geçen haftaki Elbistan Belediyespor- Malatyaspor müsabakasına gitmiştim. Mazisi başarılarla dolu iki takımın mücadelesi idi. İki takımımızın bazı ortak yönleri de yok değil di. İki takımda gecmişlerinde yönetimsel yapılan hataların kurbanı iki takımdılar. Birisi 1.Ligin 3 büyüklere kafa tutan anlı- şanlı Malatyaspor’u, diğeri 3. ligde bulunduğu yıllarda rakipleri tarafından her zaman ciddiye alınmış bir Elbistanspor...
Malatyaspor futbol statüsü açısından bizden daha önemli yerlere gelmiş bir takımımız. Bende zaten o günkü takımların oyunsal ve taktiksel anlamda analizini yapmayacağım. Benim eleştiri ve sitemim tüm maç boyunca takımını ateşlemek için tezahürat yapmaktan bile kaçınan seyircilerimize...
Benim sitemim; rakip takımın bir avuç taraftarı 90 dakika hiç susmacasına takımını motive ederken, bizim seyircilerin sanki afyon yutmuş gibi 90 dakikayı tamamlayıp maçtan ayrılmasına.
Yeni tanıştığınız biriyle biraz muhabbet kurduğunuzda, futbol söyleşisi yaptığınız zaman, ‘Hangi takımı tutuyorsunuz?’ diye mutlaka sormuşsunuzdur.
Çoğu kişiden de genellikle dört büyükler dediğimiz bir takımın isminin yanında doğduğu kentin ismini duyarsınız.
Peki öyle bir kelime ile hemen o kentin takımlısı olunuyor mu?
Hiç sanmıyorum…
Bir şeyin tarafı olmak için, o şey uğruna çaba göstermek gerekir…
Öyle kuru sözcüklerle taraf olunmaz…
Bir lokantada, bir köfteyi yerken bile, sunuluş biçimiyle servisiyle, gösterilen ilgiyle toplam doyuma ulaşırsınız…
Kuru kuruya ‘Ben kuru köfte seviyorum’ demekle bu iş olmaz…
Sonradan “gurmeler” bile, kuru köfteyi, kuru kuru yemezler…
Her önünü gelen de, kuru kuruya,
‘Ben Elbistansporluyum”diyerek kimseye yediremez...
Bunun için çaba gerekir…
Emek gerekir…
Alın teri gerekir…
Hiç bir paye kolay verilmez...
Elbistansporluluk payesi de öyle kolay verilmemeli.
Bir kişinin Elbistan’da doğması, Elbistansporluyum demesi için yeterli bir kriter değil.
Elbistansporluluk bu kente verdiğin emekle paraleldir.
Bu kentte doğmamış, ama otuz-kırk yılını burada geçirmiş birçok tanıdığım var…
Onlar bile, birçok Elbistanlıdan daha Elbistanlılı…
Birçok Elbistansporludan daha Elbistansporlu…
Birine âşık olduğunuzu söylemek gerekmez, o zaten hissedilir…
Ve o aşk bir kez yaşanır, bir yürekte iki aşk olmaz…
Kulüp aşkı da böyledir…
Bir yürekte iki kulübün aşkı olmaz…
Bir karşılaşmada bir pankart görmüştüm: “Delikanlının bir tek takımı olur, o da nüfus cüzdanında yazar”…
Belki bu pankarttaki yazıyı çok katı görebilirsiniz, ama gerçekten de bir insanın doğduğu yer, onun için dünyanın en güzel yeridir…
İnsan doğduğu yeri sevmiyorsa, orası artık dünyanın en güzel yeri değildir…
Bu kentin ekmeğini yiyip, suyunu içmek, sembollerine sahip çıkmak baş şarttır Elbistansporlu olmak için…
Yaşadığın kentin ismini duyduğunda yüreğin titremiyorsa, o kentli değilsin demektir…
Elbistansporlu olmak işte böyle bir şeydir…
Bu ölçütlere uyuyorsanız içiniz rahat olsun. Yoksa hiç kimse elinde cetvelle gelip sizin Elbistansporluluğunuzu ölçmek niyetinde değil zaten…
Yönetime de nacizane bir tavsiyem şu: Elbistanspor’un başarıyla mücadele ettiği 3. Lig hikayesinin ayrıntılarına mümkün olduğunca ulaşıp incelesinler. O günkü yönetimler neler yapılmış, ne gibi yanlışları olmuş ve bu takım nasıl ve ne şartlarda küme düşmüş? Bu konuların araştırılıp o türlü yanlışlara düşülmemesi Elbistansporun geleceği konusunda son derece önemli diye düşünüyorum.