İki olay üzerinden durum tahlili…
Geçtiğimiz yıllarda kuş gribi, domuz gribi bilmem kertenkele gribi gibi muhtelif isimlerle yeni hastalıklar türedi. Hatta devlet eliyle sağlık çalışanlarına zorunluluk getirildi ve grip aşısı yapıldı. Arabesk yaşadığımız için arabesk sanatçılarının sözleri de oldukça özlü geliyor bize. Malumunuz kuş gribi ile ilgili parodiler oynanırken Orhan Gencebay “kuşlar Türkiye’nin üzerinden geçerken mi pisliyorlar. Suriye de neden kuş gribi çıkmıyor da bizde çıkıyor?” Demişti. Anladık biz Avrupa Birliğine giremedik, hatta yıllarca dalga da geçildik de bu kadar da seviye düşmemişti. Yine bir kış mevsimine giriyoruz. Havalar soğuyacak. Bence elinde grip aşısı kalan devlet var ise görüşülmeli. Yeni bir grip dalgası için hazırlıklı olunmalı. Yok bunu yapamıyorsak ilaç şirketlerinin elinde oyuncak olmanın anlamı yok. Bir dönem basın-yayın organlarını yakından takip edenler bilirler. Gerek Kayseri de gerekse Orta Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde insanlar 100 dolar karşılığında kobay olarak kullanılmıştı. Hatta bazı bölgelerde uyanık ilaç firmaları parasız olarak vatandaşlarımızı kobay sınıfına koymuştu. İnanın merak ediyorum Kanada’dan alınan milyonlarca adet domuz gribi aşısı nerededir?
Hayır yine bir grip furyası patlar ise adını değiştirip, yunus balığı gribi, ördek gribi isimleriyle piyasaya sürmek iyi olurdu herhalde. Burada Sağlık Bakanlığını hedef almıyorum inanın. Burada sorun akil adamların bu türlü biyolojik oyunlara karşı alternatif çözüm üretememesi. TÜBİTAK ne iş yapar, Üniversiteler ne iş yapar? Bilim yuvaları bu milletin sağlığı ile oynanıyorsa neden sessiz kalırlar? İmkan yoksa neden imkan istemezler? Bir dönem cübbeleriyle siyaseti yönlendirenler toplumu yönlendirecek konularda neden geride kalırlar anlamış değilim? Durum böyle olunca yerel mantalite ile konuyu irdelemek ve hiciv etmek bizim gibi amatör seslere düşüyor. Buda bizi üzüyor.
Bulduk mu bunuyoruz
Geçtiğimiz günlerde özel bir sağlık kuruluşuna gittim. Bulunma amacım farklıydı ama bir ortam oldu ve sağlık çalışanları ile muhabbet ettik. Hastanede kahvaltı saatinde 2 bardak daha fazla çay almak isteyen bir hasta yakınının yaşattığı travmayı anlattı biri. ‘Burası özel hastane değil mi kardeşim? Bir kuru çayı mı bizden esirgiyorsunuz?’ idi sözün özü. Vatandaş belki o an için içinde bulunduğu durum itibariyle böyle bir cümle kurmuştu. Ama çok fazla değil 8-10 yıl öncesinde ki sağlık koşullarını düşününce insan ‘bulduğumuzda bunuyoruz’ yorumunu yapmaya imtina etmiyor. Şimdilerde herhangi bir özel hastaneye gidip muayene olabiliyorsunuz. İlacınızı takır takır alıyorsunuz. Sıra yok. Özellikle devlete ait hastanelerde acile gittiğinizde para sorulmuyor. 10 yıl önce böylemiydi. Ameliyat parası ödeyemediği için hastanede rehin kalanlar mı dersiniz? SSK hastanelerinde ilaç kuyruğunda ölenler mi? Paran var iken bile tedavi olamadığın, doktorların özel muayenehanelerini gezdiğimizi mi? Muayene için bir hafta boyunca hastaneye gidip gelmeleri mi saymalı? Hangisini saymalı? Bence önce tamah etmeyi, şükür etmeyi bilmeliyiz. Sanırım şükür getirir gerisini.