Geçen hafta başladığımız &8220;Doğumdan ölüme kadar Elbistan&8217;a hizmet&8221; başlıklı yazımızda, Elbistan&8217;a hizmetler konusunda hizmet taleplerimizi yazacağımızı belirtmiştik...
Bugünden itibaren, günümüz itibariyle cari olan ve mart ayında yapılacak olan Mahalli İdareler Seçiminde iş başına gelecek Şehremeni ve kadrosundan isteyeceğimiz taleplerimizi, periyodik olarak gündeme getiriyoruz.
Şehirlerin medeniyet projeleriyle kalkınacağı ve ayakta kalacağı kesin bir realiteyken, özellikle yerel merkez uzlaşmazlığından şehrimizin yirmi yılı aşkın süredir medeniyet projelerinden ayrı düşmesi; günübirlik, statik değer yargılarıyla hareket etmesi, rutin ve muhdat hizmetlere kendini uydurması, Elbistan şehrini kaybolmaya götüren ana sebepler olarak görülmektedir.
a-) Sular şehrinde susuz kalmak...
“Ab-stan” olarak, kadim tarihinde sular şehri olarak adlandırılan, etrafında onlarca ırmak akan, en önemlisi de şehri tam ikiye bölerek ortasından geçen Ceyhan nehrimizin âkim bırakılması, neyin örneğidir? Estetik bir şehir nizamı açısından sular şehri olan Elbistan’ın bir Venedik gibi olması, sularımızın şehrimizin belirli bölgelerinde bir dantel gibi dolaşması, hatta bu suların müsait alanlarında reguleterlerle elektrik elde edilmesi mümkünken; Ceyhan, Söğütlü, Hurman gibi nehirlerimizin bir çöp deryası gibi görüntüler arz etmesi ve boşa akması, hangi vicdanın, ya da vicdanların eseridir.
“Sular akar Türkler bakar” lafzı, ne acıdır ki, hâlâ topraklarımızda vücut bulmaktadır. Suyun bir medeniyet olduğu çok iyi algılanarak, bir cennet ırmağı olarak adlandırılan Ceyhan ve diğer ırmaklarımızın âkimlikten kurtarılması ve değerlendirilmesi, yönetim erklerimizin görevi olmalıdır. İstenildiğinde bir cennet bahçesine dönüştürülen Pınarbaşı ve parkların güzelliği gibi, Ceyhan ve diğer ırmaklarımızın, bu ırmakların çevre güzergâhlarının da aynı güzelliğe büründürülmesi pekâla mümkündür.
Elbistan, sular şehri olarak anılırken, hâlâ insanlarının kanserojen ihtiva eden asbest borulardan sular içmesi, medeniyetin temeli olan yer altı hizmetlerine bir döneminin ardından çok az el atılması, bir tabiat harikası Kaynarca suyunun ve havzasının değerlendirilmemesi, Nergele çayının içme suyu olarak berraklığı, bu suyun cazibeyle şehir merkezine getirilmesi mümkünken, yönetim erklerinin siyasî mülahazalar ve kavgalarla vakit geçirmesi neyin delâletidir.
b-) Hava kirliliğimiz ya da yaşarken ölüşümüz...
Elbistan’ın su problemi kadar, çok önemli diğer bir problemi de, denetimsiz kömür yakılmasından ve termik bacalarındaki zehirli artıklardan doğan; hava ve çevre kirliliğidir. Her geçen gün daha da artan, kanayan bir yara hâline gelen bu çok boyutlu kirlilik, belki de Elbistan adına en büyük sıkıntımızdır. Bu sıkıntıyı en aza indirmenin yolu, Elbistan’a doğalgaz getirilmesi ve çevresinin ormanlaştırması iken, bu çabaya hiçbir katkı sağlanmayış; şehrimizi bir çok cepheden yaralamaktadır.
Birkaç çevre dostunun nidâları haricinde, böylesine önemli bir yaraya parmak basılmayış; yönetim erklerinin makamsal kaygılarından mı kaynaklanmaktadır acaba!... İnsan sağlığımız, çocuklarımızın yarınki düşlerinin çalınması, artan kanser vakalarından kaynaklanan ölümler; kaldırım taşlarından, Ankara yollarından daha da mı önemsizdir? Kulakların çınlasın Poyraz!...
Halk olarak, yönetim olarak üstümüze ölü toprağı mı serpilmiştir!... Bu vurdumduymazlık, bu duyarsızlık bu topraklarda neyin nesidir? Denetimsiz kötü kömürlerden gelen kirlilik, termik bacalarından doğan zehir katmanları kaderimiz olmamalıdır. Yerel-merkez barışıklığıyla Elbistan’a getirilecek doğalgaz ve çevremizin ormanlaştırılması, yarınlarımızın kurtuluşu olacaktır. Bunu gerçekleştirecek olan erk; Elbistan halkından büyük dualar alacaktır. Talebimiz, yaşarken ölüşümüz tamamlanmadan, aciliyetle bu problemlerimizin yönetim erkleri tarafından çözülmesidir.
Bugün ki yazımızda, iki temel yaramıza parmak basarak, ilk taleplerimizi dile getirdik.. Haftaya farklı iki talepte buluşmak temennisiyle... Dostçakalınız.