• BIST 85.310
  • Altın 248,435
  • Dolar 6,0466
  • Euro 6,7481
  • Kmaraş 17 °C
  • Malatya 18 °C
  • Kayseri 16 °C
  • Sivas 13 °C
  • Adıyaman 19 °C
  • Anız yakana, dekar başı 60 TL ceza kesilecek
  • 10 bin 843 hektar arazi toplulaştırıldı
  • Elbistan, 2018’de sadece 2 ay temiz hava soluyabildi
  • Anız yakana, dekar başı 60 TL ceza kesilecek
  • 10 bin 843 hektar arazi toplulaştırıldı
  • Elbistan, 2018’de sadece 2 ay temiz hava soluyabildi

BİR AVUÇ KÖMÜR İÇİN

Mahir BAŞPINAR

         Günler su gibi akıp geçiyor. Ne çabuk geçmiş koca 5 yıl. Daha dün gibiydi feryat figan eden analar, bacılar, eşler, çocuklar… Çaresizce bekleyen babalar, eş, dost, arkadaşlar… Acaba sağ mı çıkacak, yaralı mı çıkacak diye bekleyen meraklı gözler...

      Sadece bekleyen onlar değil tüm Türkiye üzüntü ve endişe içerisinde bekliyordu. Canla başla çalışan kurtarma ekiplerinin ocaktan çıkarttıkları cenazeleri ve yaralıları tanıyabilmek için bakışan, ağlamaktan yaşları kurumuş gözler… Ocaktan sağ çıkanlar oldukça ümitlenen sevinen işçi yakınları… Hele ocaktan sağ kurtulup da üzerinin kirli olduğundan dolayı sedye kirlenir diye sedyeye yatmak istemeyen koca yürekli o işçiyi unutmak mümkün mü?

   Neden mi bahsediyorum, tam 5 yıl önce 13 Mayıs 2014 günü yaşanan Soma maden faciasından.

          Faciayı şöyle bir hatırlayacak olursak;

 Soma’nın Eynez bölgesindeki Soma Holding’e ait Soma Kömür İşletmeleri A.Ş madeninde o günde her şey normal başlamıştı. Ancak yaklaşık 6 bin işçinin çalıştığı ve vardiya değişimi sırasında 598 işçinin bulunduğu madende saatler 15.10’u gösterdiğinde elektrik panosunda meydana gelen patlamanın ardından çıkan yangın, 2 kilometrelik galerileri bulunan ocakta yaklaşık 300 işçi alev duvarının arkasında mahsur kalmasına neden olmuştu. Mahsur kalan işçiler için tek sorun alevler değil, yangınla birlikte ocağa dolan duman da olmuştu. Fakat tek tehlike alevler değildi. Maden ocağı dumanla dolmaya başladı. Bununla birlikte zamanla yarış da başladı. Çünkü her geçen dakika işçiler için çok önemliydi. Kurtarma çalışmaları kapsamında madene oksijen verildi. İşçilerin gaz maskeleri vardı ancak onların da bir dayanma süresi vardı. Yerin metrelerce altında kalan işçilerin bulunduğu galerilere ne kadar temiz hava pompalansa da, maalesef saatler ilerledikçe ölüm haberleri gelmeye başladı ve sonuç 301 madenci hayatını kaybetti.

        13 Mayıs 2014 günü Soma’da yaşadıklarımız bir facia olarak tarihimizdeki yerini aldı. Bu elim olaya kaza demek ne kadar doğrudur bilmiyorum. İnsana, emeğe ve emekçiye saygı duyulan ülkelerde yaşanmayan bu tür feci olayların ülkemizde çalışandan, emekten daha fazla kâr amacı, kısa yoldan daha fazla para kazanma hırsı güdüldüğünden maalesef fazlaca yaşanmaktadır. Tekniğin ve teknolojinin bu kadar ilerlediği bir çağda önceki yüzyıllara gömülmüş anlayışların peşinde ne insanı, ne de çevreyi önemsemeden kâr hırsına teslim olmak ülkemizin kaderi olmamalıdır. Ne yazık ki Soma’da yaşadığımız facia bir ilk değil, ülkemizin değişik köşelerinde emekçiler evlerine ekmek götürebilme kavgasında hayatlarını kaybetmektedirler.

     Günlerce yazıldı çizildi, suçlular sorumlular arandı. Ne yazık ki; Her zaman olduğu gibi yine olan hayatını kaybedenlere oldu.

     Suçu olanlar en şiddetli şekilde cezalandırılmış olsa bile, eğer ki ülke olarak yaşananlardan ders çıkartıp bundan sonrası için gerekli önlemleri almazsak, ne yazık ki çocuklarına ekmek götürmek için gün yüzü görmeden yerin yüzlerce metre altında alın teriyle helal para kazanmak için ter döken ve hayatını kaybedenler hayatlarını kaybettikleriyle kalırlar.

   13 Mayıs 2014 günü Soma’da ve yurdumuzun çeşitli bölgelerinde hayatını kaybeden tüm maden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

 

BİR AVUÇ KÖMÜR İÇİN

 

El salladı eşim evden çıkarken,

Güle güle gidip gel dedi bana.

Pencereden peşim sıra bakarken,

Seni sevdiğimi bil dedi bana.

 

Oğlum hasta idi kalktı dirildi,

Bacağıma sıkı sıkı sarıldı.

Sanki kalbim orta yerden yarıldı,

N’olur bir bisiklet al dedi bana.

 

Kazmayla küreği alıp kucağa,

Bin bir düşünceyle girdim ocağa,

Nasıl can dayansın böyle sıcağa,

Sanki hep burada kal dedi bana.

 

Dehlizlerde sağa sola koşarım,

Her taraf karanlık yolu şaşarım,

Nefes alamazsam nasıl yaşarım,

Bu ne dayanılmaz hal dedi bana.

 

Allah’ım yardım et ben çok zordayım,

Kısıldım kapana kaldım dardayım,

Yanıyor yüreğim sanki kordayım,

Burada saatler yıl dedi bana.

 

Şimdi dışarıda dövünen olur,

Yaptığı eserle övünen olur,

Bir de övüneni savunan olur,

Artık çok geç kaldın kul dedi bana.

 

Zehir doldu ciğer solumam gayrı,

Size gelen yolu bulamam gayrı,

Beklemeyin beni gelemem gayrı,

Ecel yakalayıp öl dedi bana.

 

Söyleyin anama ağıt yakmasın,

Ağlayarak peşim sıra bakmasın,

Çocuklarım boyunların bükmesin,

Maden şehidisin bil dedi bana.

 

Mahir bu acıya canlar dayanmaz,

Bu nasıl uykudur, uyur uyanmaz,

Şehit olanların canları yanmaz,

Allah’ın Rahmeti bol dedi bana.

 

Mahir Başpınar 15.05.2014

 

Bu yazı toplam 261 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Elbistan Kaynarca Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0344-415 0 415 | Faks : 0344-415 0 415 | Haber Scripti: CM Bilişim