• BIST 101.327
  • Altın 260,431
  • Dolar 5,6710
  • Euro 6,3615
  • Kmaraş 35 °C
  • Malatya 34 °C
  • Kayseri 25 °C
  • Sivas 18 °C
  • Adıyaman 37 °C
  • Ünal’dan Başkanlara hayırlı olsun ziyareti
  • Arpa tarlasındaki yangın için seferber oldular
  • İl Sağlık Müdürlüğü, aşırı sıcaklara karşı uyardı
  • Ünal’dan Başkanlara hayırlı olsun ziyareti
  • Arpa tarlasındaki yangın için seferber oldular
  • İl Sağlık Müdürlüğü, aşırı sıcaklara karşı uyardı

Az kalsın mahkemeleşiyorduk

Arif BİLGİN

Bu yazıda söz konusu etmek için düşündüğümden bir türlü hatırlayamamıştım. Dün Mehmet (Göçer) ağabeyle konuşurken rahmetli Refet Yinanç’tan konu açılınca ona sordum:

‒ Mehmet ağabey, Elbistan’ın tarihini yayımlamıştık hani, onun tarihini ben 70’li yılların başı olarak hatırlıyorum ama emin değilim, sen hatırlıyor musun?

‒ Ben de 60 yılların sonu olarak hatırlıyorum…

Evet, işte o yıllarda üniversitelerde okuyan Elbistanlı gençlere Elbistan’ın tarihi hakkında ödev verildiğinde, Elbistan’da hemen hiç kaynak kitap bulamıyorlardı. Gençler de hocalarına kaynak kitap sorduklarında “Milli Eğitim bakanlığının yayınladığı İslam Ansiklopedisinden yararlanabilirsiniz” derlermiş; ama o kitabı da Elbistan’da bulamamışlar. Yazlık kahvede otururken arkadaşın biri bu sıkıntıyı söz konusu etti. Bizim evde de rahmetli Avni dayımın kitapları vardı ve içinde benim sık sık okuduğum İslam Ansiklopedisi önemli bir yer tutardı.

Hemen Lise Caddesi üzerindeki matbaaya gittim ve Mehmet Göçer sordum:

‒ Ağabey, birçok üniversite öğrencisi Elbistan tarihini araştırmak istiyormuş, benim elimde Mükrimin Halil Yinanç’ın yazdığı Elbistan tarihi var. Onu tefrika edebilir miyiz?

‒ Tabii ederiz. Sen yaz getir, biz gerisini hallederiz.

Artık öyle yaptık, ben bir sütun olacak kadarını yazıp getiriyordum, matbaada da harf harf elle dizerek baskıya hazırlıyorlardı ve haftada bir yayımlanan gazetede yerini alıyordu. Yazının başlığı şöyleydi: “ELBİSTAN’IN TARİHİ, Yazan: Mükrimin Halil Yinanç. Yayınlayan Arif Bilgin

Elbistan’ın içinde ve dışında çok ilgi çekmişti. Dört beş hafta yayımlandıktan sonra Mehmet ağabey, birden beni şok eden bir haber verdi:

‒ Hoca’m, Mükrimin Halil Bey’in oğulluğu Refet Yinanç, Fransa’da doktora yapıyormuş. Bana mesaj gönderdi; “Ben Elbistan tarihini daha geniş olarak yazıyorum. Yayını durdurun…” diyor.

Ben de şöyle cevap verdim:

‒ Ağabey, bu Milli Eğitim Bakanlığının ansiklopedisi, içindeki her yazının telif hakkını vererek satın almıştır. Refet Bey karışamaz. Yayınlamaya devam edelim..

Mehmet Göçer, gönülsüz de olsa razı oldu. Yayınlamaya devam ettik. İki üç sayı daha çıktı veya çıkmadı, Mehmet Göçer’e bu sefer de “Yayını kesmezseniz mahkemeye veririm” diye mesaj göndermiş. Bunun üzerine kırmak istemedi. Kesti . Ben de neden kestiğimizi anlatan bir yazı yazayım, onu da yayımla bari dedim. Yayımladı da…

O yazıda neden kestiğimizi anlattım. Yarım bıraktığımız için özür diledim. Şimdi okurlarımız inanmakta zorlanacaklar, kesildiğini öğrenen öğrenci, okur veya araştırmacılar çok tepki gösterdiler. Dayanamadım, o gönderilen tepkilerden birer ikişer cümle alarak onları da ayrı aynı başlık altında yayımladık, onlar bile ilgiyi doruğa çıkartmıştı…

&

 

1-prenslerle.jpg
Panel arasında Soldaki Abdulhamit Osmanoğlu ortada bendeniz ve sağda Hakan Dulkadiroğlu (2011)

2011’de Dulkadiroğlu soyundan (Dulkadir beylerinden Alaüddevle’nin oğlu Şahruh Bey evlatlarından) Hakan Türker Dulkadiroğlu, aylar önce telefonla, 29 Nisan’da başlayacak olan ‘Uluslararası Dulkadir Beyliği Sempozyumu 2011’e davet etmişti. Katıldım tabii. Panel’in birinci oturumu bitince birçokları gibi temiz hava almak, zihnimi dinlendirmek için koridora çıktım. Hakan Dulkadiroğlu’nu Abdulhamit Osmanoğlu’nun yanında gördüm. Birbirimizi sadece fotoğraflardan gördüğümüz, seslerimizi telefondan duyduğumuz halde ben onu o beni tanımıştı. Birbirimize doğru yürüdük, tokalaştık, kucaklaştık. Osmanoğlu torunu ile tanıştık. Fotoğraflar çektirdik. Biz bu haldeyken onların kim olduğunu öğrenen birçok gencin etraflarını sararak fotoğraf çektirme arzularını görünce, ben izin isteyip ayrıldım. Koridorda ilerlerken bir hanımefendi ile sohbet eden Mustafa (Kök) ağabeyi gördüm. Yanlarına gittim. Tanıştırdı. Meğer hanımefendi, Prof. Dr. Refet Bey’in eşi ve Prof. Dr. Faruk Sümer’in kız kardeşi imiş. Daha tokalaşan ellerimiz ayrılmamıştı ki hızlı adımlarla Refet Bey geldi. Onunla da tokalaştık. Mustafa Ağabey tanıttı:

Refet Hocam; Arif Bilgin…

Bunun üzerine “Öyle mi?..” diyerek  hiç beklemediğim bir sıcaklık ve samimiyetle kucakladı. Öpüştük. Tanıdığına memnuniyetini belirtti. Ayaküstü sohbet ettik. Aradan 40 yıl kadar zaman geçmişti, buna rağmen “Az kalsın mahkemeleşiyorduk…” cümlesi ile geçmişi andık. Elbistan’a pek gelip gitmediği için olsa gerek tanışmamız bugüne kısmetmiş, dedik.

Daha sonra panele katılanlardan arzu edenler Elbistan belediyesinin davetlisi olarak Elbistan’ı gezdiler. Birçok akademisyen ve meraklı teşrif etti. Bunların içinde Dulkadir soyundan Hakan Dulkadiroğlu ile Osmanlı soyundan Abdulhamit Osmanoğlu da vardı. Tarihi yerleri gezdik.

2-refet-yinanc-ile.jpg
Kale üstünde incelememiz ve sohbetimiz bittikten sonra bir kısım misafirlerle. (Sol baştaki ben,  bordo kazaklı merhum Prof. Dr. Refet Yinanç, Kolunu tutan Prof. Dr. İlyas Gökhan. 2011)

Misafirlerden bir kısmının isteği üzerine Prof. Dr. Refet Yinanç, Prof. Dr. Mesut Elibüyük ile eşi, Doç. Dr. İlyas Gökhan, Hakan Dulkadiroğlu, Dr. Ali Sayar, Yaşar Alparslan, Ömer Hakan Özalp ve birkaç misafir ile Ulu Cami’den sonra güneyinde, kale olarak isimlendirilen tepeye çıktık. Selçuk hamamının fotoğrafını çekenler oldu. Tam üzerinde ayaküstü sohbetimiz sırasında Prof. Dr. Refet Yinanç’a aklıma düşen ve gerçekten hangisinin doğru olduğunu çok merak ettiğim bir şeyi sordum:

‒ Hocam, tam yerinde iken bir şeyi sormak isterim. Prof. Dr. Mükrimin Halil Yinanç, İslam Ansiklopedisi’nin Elbistan maddesinde (4. Cilt s: 229) “Dulkadir beylerinin saraylarının Ulu Camiinin güneyindeki tepenin üzerinde bulunuyordu…” derken, siz Dulkadir Beyliği isimli eserinizde (s: 107) aynen şöyle yazmışsınız; “Dulkadir Beylerinin Elbistan’daki sarayları Ulu Cami yanındaki kale üzerinde bulunmuyordu.” Hangisi doğru acaba?

Refet Hoca, biraz şaşırdı. Yüksek sesle kahkaha attı ve  “Allah Allah öyle mi yazmışım yahu?!” dedikten sonra, çevremizde olan zevatın dikkatini çekerek şunları söyledi:

‒ Bakın arkadaşlar, ömrümde ilk defa eleştiriliyorum… Bir bakayım bakalım… Demek öyle yazmışım haa…

Aslında benim gayretim, biraz da Dulkadir Beyliği kitabının ikinci baskısının yapılacağını kendisinden öğrendiğim için eğer sehven yazılan ifade farklılığı varsa, düzeltmesi için bir hatırlatmaya dönük idi…

3-pinarbasindayiz.jpgPınarbaşı’ndayız. Soldan: Ayhan Özcan, Arif Bilgin, Prof. Dr. Refet Yinanç, Mustafa Kök ve Ö. Hakan Özalp (2011)

Refet Yinanç (ve kardeşi) Mükrimin Halil Yinanç’ın yeğeni olmakla birlikte manevi evlat olarak üzerine kaydettirmiştir. Dolayısıyla mirasıyla birlikte kimi yerlerde on binlerle ifade edilen kitapları da bu iki kardeşe kalmıştır. Bunlardan bir kısmını Refet Bey, Sütçü İmam Üniversite’ne bağışlamıştı.

Allah rahmet eylesin.

………………………………………………………………………….

[¹] Prof. Dr. Refet YİNANÇ, 1939 yılında Elbistan'da doğdu. 1963 yılında Anakara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 1967-1973 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığının burslusu olarak Paris Sorbon Üniversitesinde doktorasını yaptı. 1974'te Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde asistan olarak göreve başladı. 1980'de doçent unvanını kazandı. 1986’da Profesör olarak Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, Siyasi Tarih Anabilim Dalı başkanlığına atandı. 1994'de Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Dekanlığına seçildi ve 2000 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Uzun süre Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanlığını da yürüten Yinanç, 2006 yılında emekli oldu.

1983'den beri Türk Tarih Kurumu aslî üyesi olan Yinanç, aynı zamanda Uluslararası Akademiler Birliği'nde (Union Academique International) Türk Tarih Kurumunu temsil etti.

Osmanlı Arşivleri üzerinde uzman olan Yinanç, uzun süre Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde Osmanlı Arşivleri "İlmi Değerlendirme Komisyonu Üyesi” olarak görev yaptı. Osmanlı Tahrir defterleri üzerinde çalışmalar yapan Yinanç, Mesut Elibüyük ile birlikte Malatya ve Maraş tahrir defterlerini yayınladı. Kayseri Tahrir Defterleri de Yinanç ve Elibüyük'ün ortak çalışması olarak yayın aşamasına getirildi.

Yinanç, evli ve üç çocuk babasıdır. Fransızca ve İngilizce dillerini bilmektedir.

16.06.2019 tarihinde vefat etti. Cenazesi 18.06.2019 tarihinde Ankara Kocatepe Camiinden kaldırıldı.

 

Eserleri:

•Malatya Tahrir Defteri, (Mesut Elibüyük ile birlikte) Gazi Üniversitesi, Ankara, 1983. Maraş Tahrir Defteri, (Mesut Elibüyük ile birlikte) Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi, Ankara, 1988.

•Dulkadir Beyliği, TTK, Ankara, 1988.

•Iraklı Sığınmacılar ve Türkiye (ekip çalışması), Ankara, 1992.

•Türk Tarihinde Ermeniler, (Azmi Süslü, Fahrettin Kırzıoğlu ve Yusuf Hallaçoğlu ile birlikte), Kars Kafkas Üniversitesi Rektörlüğü, Yayın No. 2, Kars, 1995.

•Uluslararası Güvenlik Sorunları ve Türkiye, (Hakan Taşdemir ile birlikte) Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2002.

•Selçukname (İbn Bibi), Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2007.

 

Bu yazı toplam 223 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Elbistan Kaynarca Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0344-415 0 415 | Faks : 0344-415 0 415 | Haber Scripti: CM Bilişim