Toplum katmanlarında konuştuğunda mangalda kül bırakmayan, suyu üfleyerek içen, sakalıyla ün yapan, fakat sakalı sünnetin dışına çıkaran, zahirî görüntüsüyle mümin gibi görünen, ama olmayan, daimî olarak dinden imandan bahseden bir takım tipler görür
Millet yapımızdan olsa gerek, genellikle zahirle amel ettiğinizden, bunlara inanırsınız; hatta bu insan tiplemelerinin perde arkalarını bilemediğinizden, bunları mübarek sayarsınız...
İşte ne çekmekteyse mübarek ve kutsî olan İslâm dinî; dini istismar eden, dinden geçinen, dinî çıkarları için kullanan bu tiplerden çekmektedir. Tıpkı, diğer katmanlarda görülen; ülkücü olmayıp ülkücülükten, devrimci olmayıp devrimcilikten, Atatürkçü olmayıp Atatürkçülükten, hele hele hiç de milliyetçi olmayıp milliyetçilikten geçinenlerde olduğu gibi... Fakat, bütün bunların ötesinde din olgusu çok farklıdır. Dinin istismarı hâşâ, insanı dinden, imandan çıkarır.
Ama ne acıdır ki, son yıllarda özellikle Allah adıyla aldatanların sayıları alabildiğine çoğalmış; toplum ne yapacağını, kime güveneceğini şaşırır hâle gelmiştir. Gerçek Müslümanlar bundan yara alırlarken, aldatıcılar farklı aldatma usulleriyle dinden nemalanma süreçlerini sürdürmüşlerdir. Günübirlik ve yarınlık çıkarları adına bunlar; şeffaf ve berrak değerleri, karanlık yüreklerinin, klan kafalarının içine gömmüşlerdir.
Günümüzde bu tiplerin, aslında tarihte görülen dönmelerden pek farkları yoktur. Dönmelerin ad ve dinlerini değiştirip, Hacca gidip Müslüman görünmeleri; fakat Müslümanlıkla alâkaları olmamaları gerçeğinde olduğu gibi, günümüz aldatıcıları da dönmelerin yolunda ha bire ilerlemektedirler.
Günümüz aldatıcıları da Hacca gitmekteler, göstermelik namaz kılmaktalar, İslâm’ın diğer unsurlarını şeklî olarak yerine getirmekteler; ama, gerçek İslâm’ın kesinlikle yanına bile yaklaşmamaktadırlar Gerçek ve hâlisâne müminleri bu kategoriden fersah fersah uzak tutuyor; onları tenzih ediyorum...
Adamlar, kurdukları tezgahlarda dindar görünüp din ötesi işler yaparlarken, aslında bir şekilde kendilerini kandırmaktadırlar. Camide ön safları kimselere bırakmayıp faizden elini çekmeyenler, faizin ötesinde tefecilik yapanlar, toplum örgüsünü dejenere etmek için sağa sola laf taşıyıp dedikodu yapanlar; aslında İslâm’ın çok çok uzağında yaşamaktadırlar.
Varsayalım ki bu tipler, bu dünyada madden sıkıntısız yaşadılar, refaha gömüldüler, iplik aldılar kendir sattılar, altın aldılar dolar sattılar, yatlara bindiler, lüks katlarda oturdular, Kârun kadar zengin oldular; yarın mahşerî âlemde sıkıntısız yaşayacaklar mıdır; sorguya çekilmeyecekler midir? Hele ki, kendi kendine verdikleri fetvalarla bir takım âdi şeyleri mübah saydılar; bunların hesabı sorulmayacak mıdır?
Sorulacaktır efendim! Sorulacaktır. Hem de öyle bir sorulacaktır ki, hem bu dünyada, hem öte dünyada bunların yaptıkları hırsızlığın, arsızlığın, toplum dokusunu bozmanın, laf alıp laf satmanın, ikircikli oynamanın, aslına ihanet etmenin, yalanlarının, bühtanlarının hesabı katre katre sorulacaktır. Sorulmayacak sanmayın efendim! Sorulacaktır.
“Yel kayadan ne götürür” lafzından yola çıkarak, kutsî değerlerin ilelebet Allah’ın muhafazasında olduğunu şükür bilenlerdeniz... Bütün Deccal oyunları bu şahıslar tarafından oynansa da, bunlar şeytanla akrabalık kursalar da, İslâm’ın şeffaflığına ve berraklığına bu münafıklar kesinlikle zarar veremeyeceklerdir. Belki istisnaî ve lokâl durumlarda İslâm’a kısmî zararlar verebilirler; ancak, esas zararı çekecek olanlar, karanlıklarda hayın entrikalar kuran klan ve şeytan kafalılar; yani kendileri olacaklardır.
İslâm’ın ılık yüzü gün kadar, güneş kadar aydınlıktır. Gerçek İslâm, lanetlenen insanların yaşar gibi gözüktüğü İslâm değildir. İslâm; benliği, kavgayı, savaşı, kötülüğü ve bütün menfî yapılanmaları yasaklayan bir dindir. Ayrıca İslâm; sevgiyi, barışı, kardeşliği, dünya huzurunu, ilimi, bilimi, medeniyeti ve bütün müspet yapılanmaları destekleyen bir dindir. Yani İslâm’ın kendisi bahsedilen müspet yapılanmalardır.
Allah adıyla aldatanların gerçek çehrelerini iyi tanıdığımızda, İslâm gerçekten yeryüzüne hâkim olacak ve nurunu tamamlayacaktır. Bu muştu bizlere Allah tarafından vadedilmiştir. İslâm’ın gerçek çehresine yaklaşmak, takiyyecilerden uzaklaşmak temennisiyle...