• BIST 108.153
  • Altın 153,903
  • Dolar 3,8325
  • Euro 4,5073
  • Kmaraş 4 °C
  • Malatya 0 °C
  • Kayseri -2 °C
  • Sivas -1 °C
  • Adıyaman 4 °C
  • Elbistanspor, Çağlayanceritspor: 4-4
  • Eylül’de de hava kirliliği arttı
  • EÜAŞ’tan taşeron açıklaması
  • Elbistanspor, Çağlayanceritspor: 4-4
  • Eylül’de de hava kirliliği arttı
  • EÜAŞ’tan taşeron açıklaması

24 KASIM

Mehmet TAŞ

Uykusuzluktan kan çanağına dönen gözlerini oğuşturarak çantasınındaki ders notların çıkarttı. Okula gidene kadar iki dolmuş değiştirmesi gerekiyordu. Yaklaşık otuz/otuzbeş dakikalık bu yol konuları bir kere daha hatırlaması için yeterli, yirmi sekiz yıllık meslek hayatı boyunca hep aynı şeyleri anlata anlata ezberlemişti. Ama yine de bir göz atmakta fayda var diye düşünüyordu. Yanmaya başlayan gözlerini oğuşturarak ağrıdan iki büklüm olan belini dinlendirmek için koltuğa yaslandı. Yirmi sekiz yıllık meslek hayatında bu son yıllardaki kadar yorgun, bu kadar zavallı olmamıştı. Her geçen gün biraz daha fakirleştiğini görüyor, bunu çocukların büyüdüğüne, ihtiyaçlarının arttığına bağlıyordu. Hep iyi şeyler yapmaya, iyi şeyler düşünmeye alışık olan beyni, olayların olumsuz yönlerini görmek istemiyordu. Caddeden akıp giden insan seline takıldı bir an. Sabahın erken saatında bitmek tükenmek bilmeyen bir insan seli içinde akıp gidiyorlardı.

Pardösüsünün sökülen eteğine gözü takıldığında içinden bir utanma duygusu bütün benliğini yaladı geçti. Geçen yıl ters yüz ettirmişti, aslında bir pardösü almayı düşünmüştü ama büyük oğlan;

-Baba, vitrinde ucuz bir kaban gördüm, çok hoşuma gitti

Dediğinde bunun kendisinden önce oğlana layık olduğunu düşünmüştü.

Dün semtin pazarıydı. Her hafta olduğu gibi bu hafta sonunda da pazarda seyyar satıcılık yapmıştı, öyle kurulu bir tezgahı olmadığı için pazar kurulmadan evvel ucuz yollu ne bulursa alıp satar olmuştu. İlk zamanlar biraz gücüne gidiyordu. Hele öğrencileriyle, öğrencilerinin babalarıyla karşılaştığında yüzü al al oluyor, dudakları kuruyordu. Ne söylemesi gerektiğini bilemez duruma düşüyordu. Hatta bir keresinde; çok sevdiği,başarısıyla gurur duyduğu bir öğrencisiyle karşılaşmıştı. O gün pazarda maydanoz satıyordu. Üstü başı sırı sıklam olmuş, elleri maydanozun yeşiliyle renk değiştirmişti. Uzunca boylu, oldukça şık giyimli ve yakışıldı bir genç yanma yaklaştı, karşısındaki insanı, soracağı soruyla yakınlaştırmaya çalışır gibi;

-Affedersiniz, siz Mehmet Ali Bey değil misiniz? Diye sordu.

-Evet, ben Mehmet Ali ...

Genç adam kaybettiği değerli bir şeyini yeniden bulmuş gibi heyecanla;

-Hocam kusura bakmayın sizi zor tanıdım. Müsaade ederseniz elinizi öpmek istiyorum.Diye yenemediği bir heyecanla maydanoz yığınının arasına daldı.

Mehmet Ali Bey, maydanozun yeşilinde renkten renge giren ellerinde öpülecek bir yer açamamanın utancıyla kızardı;

-Estağfurullah. Diyebildi.

Genç adam içinde bulunduğu durumun ne kadar nazik bir durum olduğunu anlamakta gecikmedi. Tebeşir tutmaya alışık bu ellerin, içinde bulunduğu ekonomik çıkmazlar yüzünden bir pazarcı tezgahında maydanoz yeşiline bulanmasına aldırış etmeden usulca tuttu. Bin mihnetle öperek alnına koydu. Ayrılırken bakışlarında, değerini bilmeyenlere verilecek çok mesajlar olan hüzün vardı.

Dolmuş durağa geldiğinde Mehmet Ali Bey düşüncelerinden sıyrıldı. Tekrar dışardaki dünyaya dönmeye çalıştı. Ama o gencin bakışlarındaki hüzün hiç gözünün önünden gitmiyordu. Derin bir of çekti. Şayet yasak olmasa hemen bir sigara çıkartacak ve bunca zamanın çilesini bir çırpıda yakacak, duman edecekti. Yapamadı... hemen yakınından gelen bir sesle irkildi;

Selamünaleyküm hoca...

-Ve aleyküm selam. Durakta binen uzun yıllar birlikte çalıştığı meslek arkadaşlarından biriydi... Şuradan buradan bir sohbete başladılar, hanında oturan eski "meslektaşı;

-Eee... Mehmet Ali Bey emekli olmayı düşünmüyor musun daha..?

-Vallahi azizim bilemiyorum. Aslında olmayı da düşünüyorum ama. bir türlü hesaplan tutturamıyorum.

-Ne hesabı azizim. Bak ben emekli oldum. Aldığım ikramiyeyi de bankaya yatırdım. Allah bereket versin. Geçinip gidiyoruz...

Mehmet Ali Bey, bu iki kavramı bir araya bir türlü getiremiyordu. Hem bankaya yatıracaksın. Faizle geçimini sağlayacaksın. Arkasından da Allah bereket versin diye dua edeceksin. Gerçi herkes kendi yaptığında hür ama, Mehmet Ali Bey bu tür düşünceye hiç açık olmamıştı. Yine de arkadaşının yaptığını tenkit eder bir duruma düşmemek için;

-Tabi herkesin düşüncesi ayrı, ama ben henüz hazır değilim. Diyebildi.

Evet hazır değildi. Üniversiteye giden iki kızı, askere gitmeye hazırlanan bir oğlu ve henüz orta okulda okuyan küçük İbrahim vardı. Bütün bunların masraflarını üç ayda bir alacağı emekli maaşı karşılayamayacaktı. Alacağı ikramiye ise daha da gülünç. Şöyle başını sokacağı iki oda bir salon evin ancak üçte birini ediyordu. İşte bütün bu bilinmeyenleri alt alta sıraladığında ancak çalışması gerektiğini düşünüyordu. O bütün bunları düşünürken yanında oturan arkadaşı ha bre anlatıyor, nasıl bir refaha kavuştuğunu bir türlü bitiremiyordu.

-Bak bugün bu dolmuşa bindiysem inan mecbur olduğum için. Arabayı bakıma verdim. Yoksa tövbe binmezdim dolmuşa molmuşa. Diye ara sıra hava atmayı da ihmal etmiyordu. Mehmet Ali Bey, sohbetin gidişinden artık sıkılmaya başlamıştı. Bir an önce durağa gelmeyi istediyse de fazla dayanamadı iki durak öncesinden indi. Bu insanların boş boğazlığı hiç çekilmiyordu. Böyle kendini dev aynasında gören insanlardan oldum olası hoşlanmazdı. Adeta kaldırımın taşlarını sayarcasına ağır ağır yürümeye başladı. Yoldan gelip geçenler bu şehirde böyle bir insanın yaşadığından bihaber öylesine gelip gidiyorlardı. Bundan yıllar önce bu sokaklardan geçerken saygıyla ayağa kalkan, bir çay içmesi için ısrar eden vefakar esnaftan hiçbir iz kalmamıştı. Gerçi yıllardan geriye kalan kendinden de öyle hatırı sayılır bir iz yoktu. Yıllar, bir şeyleri alıp götürüyordu. Hem de hiç acımadan, hiç doymak bilmeden. Mesleğine bağlılığı, öğrencilerine olan sevgisi eksilmemişti. Öğretme azmi Mehmet Ali Bey’le, Pazarcı Mehmet Ali arasındaki ikilemdi.

Okulun bulunduğu yere geldiğinde saatına baktı daha zaman vardı. Okulun karşısındaki kafede oturup bir çay içmek istedi. Kendisi yıllardır bu okulda çalışmasına rağmen bir kere olsun bu kafede neler olduğuna bakmamıştı... ama bugün içinden bir ses “Git otur, öğrencilerinle bir çay iç..” Diyordu.

Kafenin tam kapışını araladığında içeriden koyu bir sigara dumanı aceleyle dışarıya hücum etti. Okey taşlarının çıkardığı şakırtılar arasında öğrencileri bir birleriyle hiçte saygılı olmayan şakalaşmaları duyuluyordu. Hep böyle yerlerin eğitim yuvaları olmasını düşlemiş, bunun için mücadele vermişti ama menfaat denilen canavar bir türlü razı olmamıştı. Camın kenarında bir sandalyeye oturdu. Çocukları rahatsız etmemek için çok etrafa bakmamaya gayret ediyordu. Bu kadar çocuğun içinde sigara içmeyi uygun görmedi. Çayın iştah açan dumanında yan masalardan gelen fısıltılarda bütün iştahı kayboldu...

-Hişt .. Çocuklar maydanozcu geldi...

Çocuklar bir birlerine gösteriyorlardı. Ara sıra ayıp sus, sesleri geliyordu ama yine de maydanozcu ismi fısıltı halinde dolanıyordu. Kalkıp gitmek istedi, olmadı. Oturmak, kalkmaktan daha kötü olacaktı. Bir çıkmaz sokakta gibi kararsız kafasını yere eğdi. Yirmi küsür yıllık meslek hayatında bu kadar küçülmemişti. O her zaman mesleğinin kutsiyetinden bahsetmiş, dünyada hiçbir hazzın, okumuş adam olmuş bir öğrencinin el öpmesi kadar büyük olamayacağını sayıklamıştı. O kürsünün başına geçtiğinde, en muzaffer kumandandan daha muzaffer, en saygılı alimden daha saygılıydı. O ömrünü hep çocuklarına adamış, her sözünde sevgiden Bahsetmişti;

 “Çocuklar, sevginin olmadığı yerde kan vardır, göz yaşı vardır. Sevgi bütün kapıları açan anahtardır. Sizler birbirinizi sevdiğiniz müddetçe hiçbir kuvvet yıkamaz. Geçmişinizin başarılarıyla övünün. Geleceğinizi sevgi üstüne kurun.”

Diye nasihat verirdi. Ama şimdi bir maydanozcu olarak verdiği nasihatların ne kadarı itibar görüyordu acaba. Televizyonda günün haberleri okunuyordu...

-Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü...

Saatına baktı. Zaman yaklaşmıştı. Kalktı. Garsona çay parasını uzattı. Garson yan alaycı yan acımaklı Kalsın hocam, bu da bizden olsun ne olsa bugün sizin

gününüz...

 

Bu yazı toplam 272 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Elbistan Kaynarca Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0344-415 0 415 | Faks : 0344-415 0 415 | Haber Scripti: CM Bilişim